Toprak Kaybetmenin Gururu

Tarih: Şub 23 2015

IŞİD’in kontrolü altındaki bölgede çatışmalar nedeniyle bir süreden bu yana askerlerin nöbet değişimi yapmadığı iddia edilen Türkiye’nin yurt dışındaki Uluslararası Antlaşmalar ile Türk toprağı olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’ndaki Süleyman Şah Türbesi’ndeki sanduklar ve buradaki Saygı Karakolu’nda görevli askerler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonu ile gece yarısı Türkiye’ye getirildi. Operasyon sonrası Taraf Gazetesi’nin haberi ve Twitter fenomeni Fuat Avni’nin Süleyman Şah Saygı Karakolu’yla ilgili paylaştıkları akıllara geldi. Sosyal medyada da bir çok kişi tarafından paylaşılan haber ve tweetlerde, o dönemde Süleyman Şah Türbesi’nden vazgeçildiği iddia ediliyordu.

Birçok operasyonu önceden duyurmasıyla Twitter’da fenomen olan Twitter kullanıcısı Fuat Avni, Süleyman Şah Türbesi’ne ilişkin 21 Ağustos tarihinde atılan tweetlerde, IŞİD’e Süleyman Şah Türbesi’nin verileceğinin gün yüzüne çıktığı iddia edilmişti. Pazarlığın deşifre edilmesiyle durumun ertelendiğini belirten Fuat Avni, makul zamanda IŞİD’le kordineli olarak türbenin yıktırılacağını yazmıştı. Taraf gazetesi Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD), Musul Konsolosluğu’nda rehin aldığı 49 Türk personeli serbest bırakma karşılığında, Türkiye’nin yurtdışındaki tek toprağı olan 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ni istediğini öne sürmüştü. Hatta o dönemde Taraf Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Oğuz Karamuk, canlı yayında yaptığı açıklamada Süleyman Şah Türbesi haberinin belgelerinin ellerinde olduğunu söylemişti. Yasadan dolayı belgeyi basamadıklarını belirten Karamuk, “Dava açılırsa söz konusu belgeler mahkemeye sunulacaktır.” ifadelerini kullanmıştı. Taraf Ankara Temsilcisi Hüseyin Özay’ın imzasıyla yayınlanan haberde şu ifadelere yer verildi:

Kuzey Irak ve Suriye’de gerçekleştirdiği kanlı eylemlerle tüm dünyanın tepkisini çeken Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Ankara’yı köşeye sıkıştırdı. Yaklaşık iki buçuk ay önce Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD, bunların serbest bırakılması karşılığında 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istedi. IŞİD militanları ile çatışmak istemeyen Ankara ise çekilme teklifini değerlendirmeye aldı. Ancak çekilme konusunun kamuoyuna nasıl açıklanacağı konusunda formül aranıyor. Başbakan Erdoğan, Mart ayında yaptığı açıklamada, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne saldırması hâlinde ‘gereğinin yapılacağını’ ifade etmişti.

ABD, yaklaşık 11 aydır IŞİD’in kontrolü altında bulunan türbe için çözüm bulunmasını istiyordu. Türkiye, tahliyeyi önerdi. Bunun üzerine, ABD ile YPG ortamı hazırladı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a da, operasyon konusunda bilgi verildi. TSK mensupları, açılan koridordan geçerek, türbede bulunan 38 personeli alarak yurda döndü. Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik operasyonu perde arkası ve ayrıntıları şöyle:

Süleyman Şah Türbesi, ilk kez Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personelin IŞİD tarafından kaçırılması ile birlikte gündeme geldi. Türbe, IŞİD ile rehineleri kurtarmak için yapılan pazarlıklarda masadaydı. Bölgedeki birçok cami ve türbeyi havaya uçuran IŞİD, yaz aylarında Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun çevresini de kuşattı. Ancak Türkiye ile yakın ilişkileri nedeniyle IŞİD, türbeye saldırı düzenlemedi. Bunun yerine Süleyman Şah Türbesi’ni sürekli koz olarak kullanmaya başladı. Musul Konsolosluğu’ndaki personelin serbest bırakılmasına yönelik pazarlıklarda türbe gündeme geldi ve AKP hükümeti türbenin boşaltılmasını da bu esnada önerdi. TSK’ya da bu konuda bir ön hazırlık yapılması talimatı verildi. Ancak IŞİD daha sonra bu pazarlıktan vazgeçti. 11 aydır türbeyi adeta kuşatma altında tutan IŞİD, türbedeki askerî personelin değiştirilmesine de izin vermedi. Gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin karşılanması ise IŞİD ve ÖSO üyelerine rüşvet verilerek gerçekleştirildi.

Öte yandan ABD, Irak ve Suriye’deki enerji kaynaklarını taşımak için bir süredir güvenli koridor oluşturmaya çalışıyor. Bu çalışma kapsamında koridorun, Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu bölgeden geçmesi öngörülüyor. Süleyman Şah Türbesi de bu bölgede bulunuyor. ABD, koridorun güvenliği için, Süleyman Şah Türbesi ile ilgili sıkıntının giderilmesini istedi. Bu görüşünü de Türk hükümetine iletti. AKP de, ABD’ye türbeyi tahliye etmeyi önerdi. Bu plan da ABD tarafından kabul edildi. Tahliye operasyonu kapsamındaki askerî çalışmaları ise ABD, YPG ve TSK gerçekleştirdi. ABD, operasyondan önce türbenin çevresindeki IŞİD mevzilerini bombaladı. YGP de, güvenlik koridorunun açılmasında ABD ile birlikte hareket etti. Yani, ortam bir anlamda ABD ve YPG tarafından hazırlandı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a ise, operasyonla ilgili olarak bilgi verildi. Bilgi hem Ankara tarafından hem de ABD tarafından verildi.

Operasyon aslında daha önceden planlanmıştı. Ancak AKP Hükümeti, tahliye için zaman istedi. Bu süreçte, operasyonun algı ayağına yönelik çalışma yapıldı. Olayın nasıl anlatılacağı ve bu yapılırken ne tür donelerin kullanılacağı konusunda çalışma yapıldı. Basına servis edilecek fotoğraflar için bile özel çalışma yapıldı. Yani bir anlamda, tahliyeden çok olayın kamuoyuna nasıl servis edileceği üzerinde duruldu. Operasyonun ismi konusunda bile özel çalışma yapıldı. Tank sayısının yüksek tutulması da, algı operasyonun bir parçası olarak tasarlandı. Operasyondan önce, IŞİD’in veya Esad’ın, Türk askerlerine saldırı düzenlemesi zaten beklenmiyordu.

Bir gazeteci için, yazdığı haberin gerçekleştiğini görmek mutluluktur. Ancak, doğru olduğunu bildiğinin halde bazı haberlerin gerçekleşmesini istemezsiniz. Süleyman Şah Türbesi’nin tasfiye edileceğine yönelik haber de bunlardan biriydi. 2014’ün Ağustos ayında kaynaklarım, Süleyman Şah Türbesi’nin, IŞİD tarafından rehin alınan 49 konsolosluk personelinin serbest bırakılması için pazarlık konusu yapıldığını söyledi. İddiayı araştırdığımda, bilginin doğru olduğunu hatta, Genelkurmay’dan tahliye konusunda ön çalışma yapmasının istendiğini öğrendim.

Bu bilgileri de, “Süleyman Şah Türbesi, IŞİD’e veriliyor” başlığı ile haberleştirdim. Haber, Taraf Gazetesi’nin 21 Ağustos 2014 tarihli sayısında, manşetten yayınlandı. Hatta haberin yayınlanmasının ardından Twitter fenomeni Fuat Avni, “IŞİD’e Süleyman Şah Türbesi verileceği gün yüzüne çıkınca, planlar alt üst oldu. Dışişleri’nde koşuşturmalar oluyor” yazdı. Haberin yayınlandığı günün sabahından itibaren, hükümet üyeleri, AKP yöneticileri, hükümete yakın gazeteci ve yazarlar, Taraf’ı ve beni vatan haini ilan etti. Bu süreçte pek çok tehdit aldım. Aktrol olarak nitelendirilen yeminli AKP savunucuları ise, attıkları her mesajda, türbe haberini yapan yalancı muhabir olarak söze başladı. Musul Konsolosluğu’ndaki personelin kurtarılmasının ardından da, bir çok kişi gazetemizi arayarak, hakaretlerini sürdürdüler. Benim haberimden yaklaşık 7 ay sonra yapılan bir operasyon ile Süleyman Şah Türbesi tahliye edildi. Haberin ardından bizleri vatan haini ilan edenlerin de, vatanın yurt dışındaki tek toprağı da gidince “yürekleri sızlar mı” bilmem. Ama biz, bizlere yapılan tüm hakaretlere, tüm tehditlere rağmen, “keşke haklı çıkmasaydık” diyoruz. (Hüseyin Özay)

Türbe Resim 3

Türbe Resim 4

Türbe Resim 2

Türbe Resim 1

Türbe Resim 5

Caber Kalesi, Süleyman Şah Türbesi ve Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun bulunduğu arazi, Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçası. Sözkonusu bölge Halep’te yer alıyor. Türbede, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’nin dedesi ve Ertuğrul Gazi’nin babası olan Süleyman Şah’ın ve iki askerinin mezarları bulunuyor. 20. Zırhlı Tugayı 3. Hudut Alay Komutanlığı Hudut Taburu’na bağlı askerler tarafından korunan türbe, Ankara Antlaşması ve Lozan Antlaşması gereğince Caber Kalesi ve türbe müştemilâtı ile berâber Türkiye toprağı olarak kabul edildi. Türkiye bugüne kadar toprağını bayrağını çekerek ve muhafız bulundurarak korudu. 13 Mart 2014’te türbenin bulunduğu bölge IŞİD’in kontrolüne geçti. 20 Mart 2014’te IŞİD, YouTube üzerinden yayımladığı bildiride üç gün içinde boşaltılmadığı taktirde türbeyi yerlebir edecekleri tehdidinde bulundu. TSK bölgeye araç ve bordo bereli asker gönderdi.

Erdoğan, 25 Mart 2014’te Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdit ile ilgili soruya şöyle cevap vermişti: ‘Böyle bir yanlışlık olacak olursa gereği neyse yapılacaktır. Bu topraklar bizim toprağımızdır. Bu topraklarda yapılacak bir saldırı aynen Türkiye’ye yapılmış bir saldırıdır.’ Erdoğan’ın halefi olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise konu hakkında şunları söylemişti: ‘Herkes bilir. Suriye rejimi de, alandaki bütün gruplar da bilmelidirler ki; Türkiye topraklarına herhangi bir şekilde söz konusu olabilecek bir yanlış yaklaşım veya müdahale, cevabını, mukabelesini görür ve oradaki Mehmetçiklerimizin güvenliği, bizim için 75 milyon vatandaşımızın güvenliğidir. O bakımdan her türlü tedbir alınmıştır. Şu anda durum orada stabildir, yani bir hareketlilik görülmüyor.’ ”

Kahinlikmi

Taraf Gazetesi 21 Ağustos 2014

Büyük Kahramanlık

Verin Gazı

Süper Geriçekilme

Nefes Kesen Geri Çekilme

 Seyyar Türbe

Kahramanlık Türküleri

Millet olarak saf açlarız ya? Verin gazı yiyelim! Neymiş: Önümüze kim çıksa vururmuşuz! Bölgede Oyunu biz kurarmışız! Seni kim galeye alır ki; Ortadoğu’nun bekçisi Amerika’dan habersiz ve yardımsız oralara gideceksin? IŞID, PKK ve diğer terörist grupları sindireceksin? Toprak kaybetmek de kahramanlıkmış meğer!

Ve Mat

Teröristlere Teslim

PKK Yanıbaşına

İnşallah olmaz ama Allahın verdiği akıl diyor ki: Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkan Erdoğan sayesinde tıkır tıkır işliyor. Bu ara batmak üzere olan Amerika; Yeniden Osmanlıyı Kuracaksınız hayalleriyle bizi avutuyor. Ecdadın türbesini PKK’nın yanıbaşına kadar getirmişiz. Bakalım PKK yeni türbeyi bizden ne zaman alacak? Bakalım siyonist İsrail kukla PKK’nın elinden topraklarını ne zaman alacak, Büyük İsrail’i kuracak, kıyameti koparacak ve Tanrıyı yenecek!

Yahudilik ve Tanrı

Kürt Silahlı Kuvetleri

Tarih: Şub 17 2015

Aydınlık Gazetesi’nin 13.02.2015 tarihli nüshasında yer alan ve PKK’nın 235 uçaksavar aldığı iddiası var. Habere göre PKK, Irak ve Suriye’de ele geçirdiği silahlar yoluyla Türkiye içindeki silahlarını takviye ediyor. Aynı gazeteye görüş veren eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, PKK’nın bir isyan hazırlığı içinde olduğu, TSK’nın cevap verme olasılığına karşılık tahkimat yaptığı görüşünde. Görüşünü pazar akşamı yayınlanan Enine Boyuna’da da tekrarladı. Bir şey daha söyledi: “Asker başından beri çözüm sürecine karşı, o yüzden kenarda durdu, karışmadı.’’ HDP’ye uzak, Öcalan’a yakın olan bir kaynağım, uçaksavar haberini doğruluyor ve “Dahası var” diyor. “Geçtiğimiz yaz Hakkâri tepelerine o uçaksavarlar için dozerlerle mevzi kazdılar. Gördüğümde anlam verememiştim ama şimdi parçalar birleşiyor.’’ Hükümete yakın kaynaklar, PKK’nın edindiği silahları yalanlamıyor ama uçaksavarlar dahil yapılan tahkimatın Suriye tarafında olduğunu söylüyorlar.

Hükümet üyeleri, bakanlar, vekiller her fırsatta HDP’nin Meclis’e girmesinin barış sürecine de, normalleşmeye de büyük katkı sağlayacağını anlatıyor. Bu zaten iyi ihtimal. Kötü ihtimali ise Muhsin Kızılkaya 4 Şubat’ta yazmıştı: “Seçimde HDP yüzde 9 veya yüzde 9.8 gibi bir oy oranında kalır, Hakkâri, Şırnak, Van, Diyarbakır, Batman gibi illerde bütün milletvekilleri AK Parti’ye giderse, 6-7 Ekim olaylarında sokağa çıkanları evlerinde tutmak bir hayli güç olacak. Allah korusun, ortaya çıkacak bir serhildan (isyan) durumunda vazifeye çağrılacak askerlerle birlikte, Öcalan’ın bahsettiği ‘darbe mekaniği’ tıkır tıkır işlemeye başlayacak. Bu da hepimiz için büyük bir felaket olacak.’’

İmralı, Anayasa’ya konulacak geçici maddeyle barajın % 7 gibi bir orana çekilmesinin bu tehlikeyi bertaraf edeceği düşüncesinde. Yahut devletin müzakere niyetinin netleşmesi gerektiğini ileri sürmekte. Devlet ise görüşmelerin devamı için kesin bir silah kullanmama ilanını şart koşuyor. Bütün bunları topladığımızda, İç Güvenlik Paketi’nin, olası bir isyanı askeri göreve çağırmadan bastırmanın yolu olarak düşünüldüğünü görüyoruz. “HDP barajın altında kalır ve muhtemel isyan girişimi kolluk kuvvetlerince bastırılamaz ve asker göreve çağrılırsa korkunç şeyler olabilir” tezi yabana atılabilir bir tez değil. (Nihal Bengisu Karaca)

Derinbank

Tarih: Şub 12 2015

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkenin İsviçre’deki HSBC bankasına ait bilgileri, SwissLeaks adıyla internete sızdırıldı. 203 ülkeden 106 bin müşteriye ait 100 milyar dolardan fazla paranın bulunduğu gizli hesaplar deşifre oldu. 45 ülkedeki gazetecilerin ortak çalışmasının ürünü olan SwissLeaks projesinin yöneticileri, Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) Kamu Güvenilirliği Merkezi Direktörü Gerard Ryle ve Le Monde Gazetesi’nin muhabiri Serge Michel. HSBC’nin Cenevre’deki ofisinde çalışan bir bilgisayar uzmanı tarafından 2007 yılında sızdırılan ve ortak bir medya çalışmasıyla kamuoyuna sunulan belgeler, küresel bankacılık devi HSBC’nin uluslararası suç şebekeleri ve diktatörler de dahil binlerce müşterisinin vergi kaçırmasına yardımcı olduğunu ve bu yolla kar elde ettiğini ortaya koyuyor. Swissleaks’in yayınladığı ve Tarık Yılmaz’ın Türkçeleştirdiği infografik görsele göre İsviçre’de gizli hesap açma işlemi şu şekilde gerçekleştiriliyor:

Hesap Açma İşlemi

 Selim Alguadiş

HSBC’de off-shore hesabı olan Türklerden şu ana kadar dikkat çeken isim, işadamı Selim Alguadiş oldu. Alguadiş AA muhabirine verdiği röportajda iflas ettiğini ve İsviçre’de hiçbir hesabı bulunmadığını söyleyerek hakkındaki iddiaları yalanladı. Alguadiş, 2009 yılında İran ve Libya’ya nükleer santral parçaları sattığı öne sürülerek ABD tarafından mali kara listeye alınmıştı. Amerikalı Yahudi işadamı George Soros’un finanse ettiği vakfın ilk yönetim kurulunda Can Paker, İshak Alaton, Osman Kavala gibi Yahudi ve Sabetaist isimlerle beraber görev yapan Selim Alguadiş’in döneminde TESEV, Devlet kurumlarının şeffaflığını ve sorumluluğunu arttırmak gibi bir dizi iddialı projeye de imza atmıştı.

HSBC Bankasının Ardındaki Büyük Sırlar

Dikkatlerimiz bombalar sayesinde HSBC bankasına çevrilmişken bu bankayı iyi tanımakta oldukça fayda var. Basında genel olarak Büyükçe bir İngiliz bankası olarak tanıtılan HSBC aslında hiçde o kadar basitçe geçiştirilecek bir banka değil. Bu bankanın ardında pek çok ilginç gizemli olay ve ilişkilerde bulunmakta. Şimdi bu HSBC bankasını ve ardında yatan gizemlere doğru beraberce bir yolculuğa çıkalım: Parolası Dünyanın Yerel Bankası olan HSBC global kapitalist dünya sistemine iyi bir temsilci sayılabilecek bir kuruluş. Merkezi Londrada olan banka dünya çapındaki 9500 şubesi ile 79 ayrı ülkede hizmet vermekte. Bankanın 200 bin hissesi New York,Londra,Hong Kong ve Paris borsalarında işlem görüyor bu sebeple İstanbuldaki saldırılar dünya borsalarınıda yakından etkiledi. HSBC ismi nerden geliyor derseniz tam açılımı The HongKong ve Shangai Banking Corporation yani kısaca Hong Kong ve Şanghay Bankacılık Şirketi. Banka Hong Kongta iş yapan son derece güçlü bir şahıs olan Sir Thomas Sutherland tarafından Mart 1865 senesinde Hong Kongta kuruluyor ve hemen ardından ilk şubesini Şangayda açıyor. Thomas Sutherland karakterini yazının ileriki bölümlerinde daha yakından tanıtacağım. 19. yüzyılın sonları ve 20 yüzyılın başlarındaki dönemde HSBC İngiliz kapitalist yayılmacılığına iyi uyum göstererek bütün Çin ve Güneydoğu Asyaya yayıldı. Bu gelişmemiş ülkelerde karşılarında bir rekabet olmadığı için kısa zamanda tüm bankacılık sistemini ele geçirdi ve milyonlarca sterlin değerinde likit parayı bu bölgelerin insanlarından emip kendi kasalarına boşalttı. Banka o kadar etkindiki Güneydoğu Asyadaki pek çok ülkenin paralarını bile kendileri basıyorlardı kısaca bu ülkelerin ekonomileri HSBC tarafından ve onun sahibi İngiliz Sömürge İmparatorluğu tarafından ele geçirilmişti.

Banker Sir Thomas Sutherland (1834 -1922)

Banker Sir Thomas Sutherland (1834 -1922)

İkinci Dünya savaşında Japon tehlikesi karşısında bir süre faaliyetlerini durduran banka savaştan sonra yerle bir olan Hong Kong ekonomisinin yeniden yapılandırılaması işini üzerine aldı ve bu süreçte çok büyük karlar elde etti. 1950li yıllarda banka kapitalizmin yeni süreci çerçevesinde Globalleşme kararı aldı bütün dünyaya yayılmaya başladı. İlk olarak 1959 senesinde British Bank of Middle East bankasını satın alarak petrol zengini olmaya yeni yeni başlayan Ortadoğuya adım attılar. Bunun dışında HSBC 1970’lere kadar pek çok ufak finans kurumunu gizlice satın aldı ve bu kurumların isimlerini korumasına izin vererek kendisi perde arkasında kaldı. 1980’lerde Kanada, Avustralya ve Amerika pazarlarınada ayak basmaya başladılar. HSBC 1990 lara kadar dünyanın her yerinde açık ve gizli alımlara sürdürdüğü globalleşme sürecini 1991 senesinde bütün bağlı iştiraklerini tek bir çatı altında toplayarak HSBC Holdings adlı dev bir global finans gücü olarak ortaya çıkıverdi. Özellikle Temmuz 1992’de İngilterenin Güçlü Bankalarından Midland Bankıda satın alınca HSBC dünyanın en büyük bankacılık ve finans organizasyonlarından biri haline geliverdi. 1999’da son derece şüpheli şartlar altında ele geçirdiği Safra holdingslerle beraber Amerikadada oldukça kuvvetli bir mevki kazandı bunun ardından 2003 senesinde Amerika’nın en önde gelen tüketici finasmanı kurumlarından HouseHold şirketini de bünyesine kattığını düşünürsek HSBC’ye global kapitalizmin dişli oyuncularından biri olarak bakabiliriz artık. Buraya kadar anlatılanlar yeni dünya kapitalizminin oyuncularından birinin normal sayılabilecek aç gözlü geçmişidir fakat daha bitmedi esas ilginç noktalara buradan sonra gireceğiz. Bankanın yönetim kuruluna baktığımızda tam bir yuvarlak masa şövalyeleri görünümüne şahit olmaktayız. Kısaca bir tanıyalım bu şövalyeleri.

Sir John Bond : 61 yaşında. Grup başkanı, Uluslar arası Finans Enstitütüsü başkanı, Ford Motor üyesi,İngiltere Merkez Bankası yöneticisi.

Barones Dunn : Başkan Yardımcısı 63 yaşında. Hong Kongun gizli yöneticileri olan süper zenginlerin oluşturduğu Hong Kong Konseyinin eski üyesi.

Sir Brian Moffat : Başkan Yardımcısı 64 yaşında. İngiltere Merkez bankası üyesi.

Lord Butler : Üst düzey yönetici, 65 yaşında Eski kabine Başkanı ve Sosyal Güvenlik bakanı.

Lord Marshall : Üst düzey yönetici, 69 yaşında, British Airways başkanı.

Sir Mark Moody-Stuart : Üst düzey yönetici 62 yaşında, Anglo American Petrol,Shell ve Royal Dutch şirketlerinde görev yaptı. Birleşmiş Milletlerin Global Bütünlük Konseyi adındaki çok ilginç kurumuna danışmanlık yapıyor.

Sir Brian Williamson : 58 yaşında Üst düzey yönetici, London Internation,Electra ve Templeton gibi sigorta devlerinde yönetici. İrlanda Merkez Bankası üyesi.

Evet gördüğünüz gibi bir zamanların derebeyleri ve aristokrat mavi kanlı sömürücüleri yeni Global Kapitalist düzenede çok iyi uyum sağlamışlar ezilenler yine hep aynı. Peki bu Global Para devini ortaya çıkaran beyin olan Sir Thomas Sutherland kimdir birazda onu tanıyalım. Bay Sutherland aslında bir başarı hikayesi İskoçyalı fakir bir aileden çıkarak dünyanın en zengin kişilerinden bir olmayı başarmış fakat bu başarısını yeteneklerinden çok inanmış bir mason olmasına borçlu. Sir Sutherland 1834 senesinde fakir bir İskoç ailesinin çocuğu olarak Aberdeen şehrinde doğuyor. Bütün fakir iskoç çocukları gibi papaz okuluna gönderildi isede bir papaz olmak gözünü para hırsı bürümüş Sutherlanda göre değildi. 18 yaşında ileride başına geçeceği Deniz Taşımacalığı şirketi P&O ya katip olarak girdi ve Hong Konga gönderildi. Açıkgözlülüğü ve sinsiliği sayesinde bir kaç sene içinde Şirketin Japonya ve Çin pazarlarından sorumlu müdür yapıldı. Bu dönemde bugün hala faaliyette olan Hong Kong ve Whampoa Dok hizmetleri şirketini kurdu. Bu şirket sayesinde Hong Kongda pek çok liman açtılar ve bu limanları İngiliz Donanmasınada kiralayarak iyi para kazandılar. Bu dönemde göze çarpan Sutherland kısa bir süre sonra Masonlara katıldı ve İskoç Ritine üye oldu. Bütün masonlar gibi artık Sutherlandın önü açıktı ve ilk yaptığı iş HSBC bankasını kurmak için çalışmalar başlatmak oldu. O zamanlar Honk Kongtaki bütün bankalar yabancıydı ve Hong Konglu büyük işadamları bu bankların kendilerini soyduğunu düşünüyordu yeni mason olmuş Sutherland mason işadamı kardeşlerine neden kendi bankamızı kurmuyoruz diye sordu. Bu sorunun cevabı 1865 senesinde HSBCnin kurulmasıyla geldi. Bankanın kurucularının hepsi Mason işadamlarıydı.

Bu başarısından sonra Sutherland dönemim Hong Kong Locası Üstadı Sir Hercules Robinson tarafından ülkenin gizli yönetici konseyi olan Hong Kong Konseyine üye olarak teklif etti. Henüz 30 yaşını doldurmamış biri için bu son derece büyük bir başarıydı. Hong Kong Konseyi bütün bölgeyi sömürerek kapitalist-prensler haline dönüşmüş süper-zengin Hong Konglu işadamlarının kurduğu bir oluşumdu ve ülkeyi aslında bunlar yönetiyordu. Böyle bir konseyin üyeliği genç bir mason için ileri doğru atılmış büyük bir adımdı. 1881 senesinde Sutherland bir zamanlar katip olarak girdiği P&O firmasının başına genel müdür oldu tabii mason kardeşlerinin büyük desteğiyle. Şirketin o zamanki en büyük sorunu Süveyş kanalına sahip olan Fransız Kanal Şirketinin gemicilik şirketlerinden çok büyük ücretler talep etmesi ve bu sebeple Uzakdoğudan Avrupaya mal taşıyan P&Onun karının azalmasıydı. Bu sorunu mucizevi bir şekilde halleden Sutherland global masonluğunda desteğiyle Kanal Şirketinin Yönetimine seçildi bu sayede P&O firmasnınında gemileri için hiç bir sorun kalmamış oldu. Sutherland bu görevi ölene kadar korudu. Bu büyük başarıları sayesinde Sutherland 1891de şövalye yapıldı ve Büyük Haç madalyasına hak kazandı. Görevde Bulunduğu sürede P&O şirketini 100 bin tonluk bir gemi filosuna, sermayesinide 3 milyon sterline çıkardı. Bu o dönemlere göre müthiş bir başarıydı. 87 yaşında öldüğünde Legion Honour ve Masonik St John madalyası ile ödüllendirilmişti ve cenazesi 1921 senesinde Londrada büyük bir masonik törenle kaldırıldı ve dünyanın her yanındaki masonlar bu törene temsilciler gönderdiler.

Hercules Robinson

Hercules Robinson (1824 – 1897)

Peki Masonlar tarafından kurulan HSBC bankasının sembolü ne anlama gelmektedir. 19. yüzyılda bankayı Sutherland’la beraber kuran Mason işadamlarının hepsi şirket armalarında bu simgeyi kullanırlardı ve HSBC’nin logosuda doğal olarak bu oldu. Sembolün ismi St. Andrew Haçıdır. İskoçların milli sembolü olması dışında çok önemli bir masonik semboldür aynı zamanda. 29. Masonluk Derecesinin ismi İskoç Şövalyesi Saint Andrew’dur. Bu derecenin sembolleri Banka Logosundaki St. Andrew haçı, Yıkılmış bir kale ve zırhsız savaşçıdır. Bu derecedeki masonlara “Güneşin Şövalyesi” ismi verilir. Sembolün kökeni diğer masonik semboller gibi Ortaçağa ve dolayısı ile Tapınak Şövalyelerine dayanır. Tapınak şövalyeleri 1307de papanın buyruğuyla kılıçtan geçirildikleri ve ilk gizli masonik örgütlenmeyi kurdukları sıralarda pek çok şövalye engizisyonun elinden kurutulmak için isimlerini değiştirerek uzak ülkelere kaçtılar. Bir kısım şövalyede İskoçyaya kaçtı ve Cesur yürek filminden hatırlayacağınız İskoç kralı Robert Bruce’un emri altına girdiler ve İskoç kralının İngilizleri yenmesinde bu şövalyelere büyük pay sahibi oldular işte Masonların İskoç locası ve St.Andrews masonik derecesi buradan doğdu.

Logosu Mason sembolü olan HSBC bankası ile ilgili ilginçlikler burada bitmiyor. Şirket Ortadoğudada pek çok maceralı olayada karışmış durumda. HSBC bankasının ismi Saddam Hüseyin’le bile bir dönem kesişmiş. Saddam Hüseyin ülkesine yönelik ambargoyu pek çok yöntemle deliyor çok büyük miktarlarda kazanç sağlıyordu fakat bu parayı kullanabilmesi için bir şekilde aklamak zorundaydı. Saddam Hüseyinin Maliye Bakanının sahip olduğu Rafidain Bankası bu para aklama istasyonlarından birisiydi. Bu banka Bahreyn, Mısır, Ürdün, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikler ve Yemen’de ki şubeleri sayesinde Irak’ın dünyaya açılmasını sağlıyordu ve Saddam Hüseyin bu banka üzerinden silah satın alabiliyordu. Bankanın aklama yöntemi ellerindeki kara parayı çeşitli yöntemlerle ve dikkat çekmeyecek bir şekilde anlaşmalı olduğu diğer bankalara aktarmaktı. Bu banklaradan biride Ürdünün en büyük bankası Arab Bank idi. Bu banka üzerinden Saddamın bankası Rafidain Londra merkezli British Arab Commercial Bank Ltd.in yüzde 5 hissesine sahipti ilginç olan bu bankanın diğer ortağıda yüzde 47 hissesiyle HSBC bankasıydı. Yani kısacası Saddam ve HSBSC iş ortakları idi. Bankanın yönetim kurulunda üye olan ve Saddam Hüseyin’le yakın ilişkiler içindeki Sir David GoreBooth ise HSBC Grubun başkanı olan Sir John Bondun özel danışmanı ve yakın arkadaşı yani Saddam ile HSBC’nin bugünkü başkanı arasındada yakın ilişkiler var. HSBC’ye İstanbulda bomba atanların Irak direnişçileri olduğu tezinin saçmalığını artık sizler tahmin edin.

HSBC

HSBC’nin ismi başka bir ilginç olaydada gündeme geliyor. 1999 senesinde HSBC Amerikanın en büyük finans firmalarından biri olan Safra Republic Holdingine 3 milyar dolar karşılığında talip oluyor. Şirketin kurucusu ve sahibi Edmon Safra Lübnan asıllı bir yahudi. Suriyeli çok zengin bir altın  oğlu olan Safra önce Beyruta ordanda 1940’lı yıllarda Amerikaya göç ediyor ve 30 sene içinde Amerikanın önde gelen finans ve bankacılık holdinglerinden birini kuruyor. Yaşı çok ilerlediği ve Parkinson hastalığına yakalandığı için holdingini satılığa çıkartan Safraya pek çok iyi teklif geliyor bunlardan biri de mason armalı HSBC şirketi. Satış işlemleri tamamlanmak üzereyken Safranın bankasını satmaktan vazgeçtiği söylentileri çıkıyor ve Safra Monako’ya tatile gidip ortadan kayboluyor. Aralık 1999’da Safranın Monte Carlodaki süper lüks villasına siyah maskeler takmış iki kişi sabaha karşı baskın düzenliyor. Safranın karısı ve çocuklarını bir odaya kitliyorlar ve Safra’yı da Banyoya götürüp bağlıyorlar ardındanda villayı ateşe veriyorlar. Yangında Safra boğularak can veriyor karısı ve çocukları ise kıl payı kurtuluyor. Safranın öldürülmesinden kısa bir süre sonra Safranın varisleri satışı tamamlıyor ve bugün Safra Holdings HSBC’ye ait.

Edmon Safra

Öldürülen Yahudi asıllı banker

Edmond J. Safra (1932 – 1999)

Gizli Hesaplar

Tarih: Şub 10 2015

Gizli Hesaplar

Uçak Kazaları Tesadüf mü?

Tarih: Oca 01 2015

Malezya Havayollarına ait toplam 239 yolcu ve mürettebatın olduğu Malezya uçağı, 8 Mart’ta Kuala Lumpur’dan Pekin’e hareket halindeyken güya radardan kaybolmuştu. Aradan tam iki hafta geçmesine rağmen ne uçak, ne de uçağa dair herhangi bir emare bulunamadı. Bundan otuz yıl önce ‘Amerika, Sultanahmet Meydanı’ndaki bankta gazete okuyan bir adamın hangi satırı okuduğunu bile bilir’ diyorlardı. Aradan geçen sürede teknoloji bu denli gelişmiş olmasına rağmen, aynı Amerika kendi yaptığı devasa uçağı bulamıyor öyle mi? Dün bunları söyleyenler şimdi de bizden bu yalana inanmamızı bekliyorlar. Üzerinde cep telefonu olan bir kişiyi Amerika’daki bir kişi bile, birkaç metre yanılma payı ile tespit edebilirken, koskoca bir dünya içinde 250 kadar insan bulunan dev uçağı izleyemiyor ve yerini tespit edemiyorsa, haberiniz olsun biri aklımızla dalga geçiyor. Malezya uçağının kaybolduğu bölgede, ABD’nin yaklaşık 200 noktada askeri üs veya askeri varlığı var. Yükselen güç Çin’e karşı teyakkuz halinde olan ABD, adeta uçan her kuşu izliyor. Buna İngiliz, Japon ve Çin askeri güçlerini ve sayısız uyduyu da eklediğimizde, bölgede düştüğü iddia edilen bir uçağın yerini tespit edememek bizi aptal yerine koymak değil midir?

Adana İncirlik örneğinde olduğu gibi, ABD üstlerinin bir bölümünün yerini herkes bilir. Pek kimse bilmese de sivil veya askeri hava alanlarının içinde yahut altında çok sayıda gizlenmiş üstleri de mevcut. Bu durumda haklı olarak herkes ‘Malezya uçağına ne oldu, neden bulunamıyor’ sorusunu daha güçlü bir şekilde sormak zorunda. Bunu anlamak için bölgeye ilgi duyan aktörler ve bölgede emelleri olanların siyasi tercihlerini etkileyecek gelişmelere göz atmakta yarar var. Ancak öncelikle şunu belirtmeliyiz ki; uçak düşmemiş, zorunlu olarak gizli bir üsse de indirilmiş de olabilir. Hatta uçağın Kuzey Kore’ye indiği iddia edilip operasyon bile yapılabilir. Ya da Kuzey Kore, Malezya Savaşı bizi bekliyor olmasın sakın! Böyle filmler gösterime girerse şaşırmamalı ama daha ilginç iddialar da var.

Mahatir Muhammed, Malezya’nın eski başbakanı. Şimdilerde Başbakan olmasa da o halen iktidarda. Ona rağmen ülkede hiçbir şey yapılamaz. Halen de Malezya’nın en güçlü kişisi olan Mahatir Muhammed, Lahey’de bulunan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin adaleti sağlayamadığı gerekçesiylei 2007’de Kuala Lumpur Savaş Suçları Mahkemesi”ni kurdurmuştu. Mahatir Muhammed; Irak, Filistin, Vietnam ve Japonya gibi birçok yerde savaş suçunun işlenmesine rağmen, bunlara gereken cezanın verilmediğini belirtip, mahkemenin kuruluşunu, “Tarih kitapları, bizim savaş suçlularına hak ettikleri cezaları verdiğimizi yazmalı. İnsanların savaşlarla ilgili şikâyetlerini getirecekleri bir mahkemenin kurulma zamanının geldiğini düşünüyoruz” cümleleriyle ilan etmişti. 2011’den bu yana yargılama faaliyetlerini sürdüren mahkeme, George W. Bush, Tony Blair, Dick Cheney, Donald Rumsfeld ve eski Başsavcı Alberto Gonzales gibi pek çok kişi, Irak Savaşı’nda savaş suçu işledikleri gerekçesiyle gıyablarında yargılanıyor. Ayrıca başta Vietnam, Filistin, Ruanda Savaşları gibi pek çok savaşta, savaş suçu işledikleri halde, Lahey tarafından bir türlü yargılanmayan Amerikalı, İngiliz, İsrailli, Fransız pek çok kişiyi yargılamak istiyor hatta yargılıyor. Malezya’nın bu girişimi karşısında hayli rahatsız olan İsrail, ABD, İngiltere ve Fransa yönetimlerinin 2011’den bu yana pusuda olduğu da biliniyor. Söz konusu uçak hadisesinin buna yönelik bir operasyon olma ihtimali de gün geçtikçe büyüyor. İhtimal sadece bunlarla da sınırlı değil.

Radyasyon ve yönlendirilmiş enerji uzmanı Leuren Moret’in, EcologyNews.com’dan Alfred Lambremont Webre’ye verdiği mülakatta, 8 Mart 2014’te Malezya Havayollarına ait MH370 sefer sayılı uçağın, ABD Deniz Kuvvetleri’nin yeni açıkladığı Lazer Silah Sistemi (Navy Laser Weapons System) tarafından düşürüldüğünü iddia ediyor. Vietnam silahlı kuvvetleri amiralinin, uçağın düştüğü yere ait ilk tespit ettiği yerin doğru olduğunu belirten Leuren Moret, Amerikan ve bazı Malezya medyası, Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin hedef saptırmaya yönelik dezenformasyon amaçlı bilgilerini yayınlayarak herkesi aldattığını dile getiriyor Moret, ABD Deniz Kuvvetlerince yapıldığınıı iddia ettiği operayonun, LaWS (Lazer Silah Sistemi) denemesi olduğunu, bunun da Putin’in bir süre önce yaptığı Topol Füze Sistemi’ne yönelik stratejik bir cevap olduğunu söylüyor. Uçak yolcularından 4 kişinin kimliği, hadisenin daha da karmaşıklaşmasına yol açıyor. Zira olayın bir ucu yine baronların baronu Rothschildlere uzanıyor.

İddiaya göre uçakta yer alan, Peidong Wang, Zhijun Chen, Zhihong Cheng ve Li Ying isimli yolcular, Jacob Rothschild’e ait yarı iletken işi yapan, Freescale Semiconductor firması’nın patent ortakları. Eldeki sözleşmeye göre söz konusu patentte; 4 araştırmacı ile Freescale firmasının eşit payı var. Ortaklarından herhangi biri ölürse, hakları otomatikman diğer ortaklara geçiyor. Beş ortaktan dördü öldüğüne göre, tüm patent Freescale’e geçecek. Türkiye’de de faaliyet gösteren Freescale firması, 4 milyar dolar ciro ve 18 bin çalışanı olan gizli bir dev. Bu yapı hakkındaki söz konusu iddia gerçek çıkarsa hiç kimse şaşırmamalı. Zira tarih, benzeri katliam hikâyeleriyle dolu! Bu nedenle adeta vakumlanarak yok edilen uçak sayesinde, hem Malezya’nın yargılama girişimine, hem Putin Rusya’sına, hem de yarı iletken patentin sahibi kişilere yönelik bir hamle yapıldı. Bize başka yalanlar söyleyerek olayı aydınlattık deseler bile, bu iddialar başlı başına büyük bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Hiçbir şey, medyada yansıtıldığı gibi değil. Zira tüm dünyada ana akım medya, söz konusu satanist baronların kontrolünde.

Uçak Kazasında

Malum, IŞİD denilen karanlık örgüt, 11 Haziran günü, Irak’ın en büyük şehirlerinden biri olan Musul’u, ardından da Irak’ın yaklaşık dörtte birini ele geçirdi. Bu olaydan 4 gün sonra ise dünyanın en büyük ikinci baronu olan 99 yaşındaki David Rockefeller’in oğlu Richard Rockefeller babasının yaş günü programından çıktıktan sonra öldü ya da öldürüldü! Richard’i önemli kılan sadece yaşlı baronun oğlu olması değil elbet. Aynı zamanda baba baronun yerine geçmesi beklenen veliaht. Ölüm nedeninin, kendi kullandığı uçağın düşmesiyle gerçekleştiği açıklandı. Rockefeller’in sözcüsü Frasier Seitel, ölümü doğrularken kazanın nedeninin tam olarak bilinmediğini açıkladı. Ölüm hadisesinin üzerinden 10 gün geçmesine rağmen, konu basit haberlerden sonra birden gündemden düşüverdi. Neden acaba? Bizim basının büyük bir hayırsever olarak sunduğu baronun ölümü, hiç kuşkusuz basit ve sıradan bir ölüm değildi. Trilyonlarca doları yöneten ailenin tepesindeki baron babanın ölümünden sonra ailenin başına geçmesi planlanın kişi, acaba basit bir kaza eseri mi öldü, yoksa bu ölüm aileye verilen bir mesaj mı? Rockefeller ailesi gerçeği öğrense de, bizler gerçeği uzun yıllar asla öğrenemeyeceğiz. Belki de hiç.

IŞİD, hiçbir Müslüman grubu temsil etmediği gibi, basit bir taşeron olarak da görülemez. IŞİD’in “Irak ve Suriye’den sonra İstanbul’u da alacağız” cümlesi, gülüp geçilecek bir mesaj olarak görülmemeli!  IŞİD’in İstanbul’u alabilmesi gibi bir saçmalık elbette söz konusu olamaz, ama bu söz asla basit ve komik değil. Bilakis büyük patron, taşeron IŞİD’in ağzından Ankara’ya mesaj gönderiyor. Bu nedenle baronlar ve İngiliz’i dikkatle izlemek gerekiyor. Elbette ABD’yi de. Ancak son gelişmeler ABD’den ziyade, İngiliz-Suud işbirliğine işaret ediyor. (Kemal Özer)

İsrail’i savaş suçlusu ilan eden Malezya’nın 3 yolcu uçağı 9 ayda, düşürüldü mü? İşte Kuala Lumpur Savaş Suçları Mahkemesi’nde İsrail’in Savaş suçlusu ilan edilmesinden sonra yaşanan olaylar: 8 MART 2014: Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’dan Çin’in başkenti Pekin’e gitmek üzere havalanan Malezya Havayolları’na ait Boeing 777 tipi uçak kayıp. 227 yolcu ve 12 mürettebatın bulunduğu uçağı arama çalışmaları 10 gün sonunda durduruldu. 17 TEMMUZ 2014: Malezya Havayolları’na ait 295 kişi taşıyan ve Amsterdam Kuala Lumpur’a gitmekte olan yolcu uçağı, Rusya- Ukrayna sınırına yakın bir bölgede füze ile düşürüldü. 195 yolcu ve 11 mürettebatın hepsi öldü. 28 ARALIK 2014: Endonezya’nın Surabaya kentinden havalanan Malezyalı AirAsia şirketinin 162 yolcu ve mürettebatı olan QZ8501 sefer sayılı uçağı Singapur’a giderken kayboldu. Yetkililer, düştüğünü açıkladı.

AKP Projesi Türkiye’yi Bölecek mi?

Tarih: Ara 17 2014

Cem Özer’in +1 TV’deki programına konuk olan Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı, gündeme bomba gibi düşecek açıklamalarda bulundu. Karslı, evine gelen bir grup gazeteciyle yemek yedikten sonra partisinin Medya ve Tanıtımdan sorumlu olan ismi Şeyda Açıkkol’un “AK Parti ile ilgili düşünceniz nedir? Biz yeni bir parti kurduk, bu parti ile ilgili yaklaşımınız nasıl?” sorusunu misafirlere sorduğunu iletti. Karslı’nın iddiasına göre, bu soruya konuklarından AKP’ye yakınlığıyla bilinen Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak çok çarpıcı bir cevap verdi. Karslı’nın iddiasına göre Abdurrahman Dilipak “AKP’nin bir proje partisi” olduğunu ve ABD, İngiltere ve İsrail’in desteğiyle kurulduğunu söyledi.

Abdurrahim Karslı, ABD, İngiltere ve İsrail’in isteklerini ise yine Abdurrahman Dilipak’ın şöyle anlattığını iddia etti: İsrail’in güvenliğini arttıracaksınız önündeki engelleri kaldıracaksınız. Büyük Ortadoğu projesi yani sınırların değişmesi. İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız. Karslı, sosyal demokratların da bu işin içinde olduğunun söylendiğini iddia ederek, o konuşmada Dilipak’ın şu ifadeleri kullandığını ileri sürdü: “Sosyal demokratlardan da bu projenin içinde olanlar vardı. O zaman CHP’nin başında olan Deniz Baykal, ona da Cumhurbaşkanlığını verecektik. Ama o sıra anlaşma gereği hiç çalışmadı, gitti sırt üstü yattı nasıl olduysa anlaştık diye. Proje bozuldu, Abdullah Bey‘e teklif ettik.”

Abdurrahim Karslı

Prof. Dr. Abdurrahim Karslı (1964, Erzurum): Merkez Parti’nin kurucu genel başkanı ve 2002 yılından beri İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni usul hukuku ve İcra-iflas hukuku ana bilim dalı başkanıdır. Karslı’nın yabana atılmaz iddialarını dikkatle dinlemenizi tavsiye ederiz: İşte Programın Tam Metni ve Videosu:

Cem Özer: Böyle kara kutuları var iktidarın. Onlardan biri, sizinde yukarda bahsettiğiniz evinize gelen o 5 konuktan biri. O sohbeti bir daha burada yineler misiniz? Sakınca yoksa ve sıkılmazsanız.

Abdurrahim Karslı: Yok yineleyeyim. Bir grup gazeteci arkadaş, bizim de kurucu arkadaşlarımız ile birlikte benim evimi ziyarete geldiler. Yemek yedik, sohbet ettik. Sohbet esnasında, bizim Medya Ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Şeyda Açıkkol, bir soru sordu. Dedi ki gazeteci ve hazırda olan arkadaşlara; Ak Parti ile ilgili düşünceniz nedir bu gelinen noktada? Biz yeni bir parti kurduk Merkez Parti ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” diye.

Orada muhtelif arkadaşlar vardı, demin yukarıda ismini söylediğim Ak Parti’ye çok hizmet eden, fikir babası, halen içinde olan, çok müdafaa eden gazeteci yazar, benimde eskiden beri tanıdığım, düşünce insanı olarak bildiğim Abdurrahman Dilipak da vardı. Hatta benden yaşça büyük olduğu için ben ona ağabey diye hitap ederim. O da orada vardı. Bu soruya mukabil işte insanlar fikrini söylerken o da fikrini söyledi. Dedi ki “Ak Parti bende bunu çokta yazdım” dedi, “saklamaya gerek yok her yerde de bu mevcut” dedi. “Ak Parti bir proje partisidir” dedi. “Ne projesi” dediler. “Bir tarihte, 90’lı yıllarının başından sonra küresel güçler, emperyalist güçler bunun içinde ABD İngiltere İsrail falan Türkiye’ye gidip gelmeye başladı. Bizlerle de görüşmeye başladı. ‘Niye gelip gidiyorlardı?’ dediler. Bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılar ile birlikte çalışmak istiyoruz. Çünkü yükselen trend siyasal İslam. Çünkü, Erbakan hoca ve ekibi gittikçe yükselen trendde puan almaya başlamış. Biz sizinle çalışmak istiyoruz biz anlaşma yapalım” yani kendi anlattı.

Cem Özer: Neden Erbakan Hoca madem yükseliyor onunla anlaşma yapmıyorlar?

Abdurrahim Karslı: Erbakan hocaya teklif etmişler. Hatta bunu da söyledi. “O kabul etmedi” dedi. Yani nasıl bir anlaşma? Anlaşma şu:

  • Biz sizi iktidara taşıyalım.
  • Sizi iktidarda sorun çıkaracakları opere edelim
  • Size gerekli finansal destekleri getirelim.

Cem Özer: Yani o zaman kabul ediyor ameliyatı. Memleketi üzerinde kendine yana olursa ameliyatı kabul ediyor.

Abdurrahim Karslı: Tabi.

Cem Özer: Ben memleketin üzerinde ameliyat yaptırmam derken, o zaman yaptırıyor.

Abdurrahim Karslı: Demiyor tabi. Yani Erbakan hoca bunları kabul etmiyor. Ama Erbakan hocanın ekibi şimdi Ak Parti’yi kuranlar bunu kabul ediyor. Bunun içinde de Tayyip Bey ve Abdullah Bey var. “Bende vardım” dedi o müzakere ekibinin içinde. Hatta insanlar orada garip garip bakınca orada huzurda olan Ali Bulaç Bey de vardı gazeteci yazar. “Ali Bey’in de haberi var o da biliyor bu ekibi.” dedi. Sonra biz bunları yapalım sizden de istediğimiz şu:

  • İsrail’in güvenliğini arttıracaksınız önündeki engelleri kaldıracaksınız.
  • Büyük Ortadoğu projesi yani sınırların değişmesi.
  • İslam’ın yeniden yorumlanmasında bize yardımcı olacaksınız.

Hatta orada DSP’li bir Bakanımız vardı Aydın Tümen onunda ismini söyleyeyim kızmaz inşallah. Aydın Tümen dönüp bakınca ters ters dedi ki; “Kızmanıza gerek yok. Sosyal demokratlardan da bu projenin içinde olanlar vardı. O zaman CHP’nin başında olan Deniz Baykal, ona da  çünkü Cumhurbaşkanlığını verecektik” dedi. “Ama o sıra dedi anlaşma gereği hiç çalışmadı gitti sırt üstü yattı. ‘Nasıl olduysa anlaştık’ diye, proje bozuldu Abdullah Bey’e teklif ettik” dedi.

Cem Özer: Zaten Deniz Baykal, eğer evet demeseydi siyasi hayatımızda Recep Tayyip Erdoğan daha sonra olacaktı.

Abdurrahim Karslı: Tam olarak değil aslında. Daha değişiği, bu iktidar bir proje iktidarı olduğu için muhalefette bu proje gereği iktidarın destekçisi. Dediğiniz gibi meclise girmesi Tayyip Bey’in Deniz Bey sebeptir. Ama erken seçimi teklif eden de Devlet Bahçeli’dir.

Cem Özer: Yani bozalım iktidarı

Abdurrahim Karslı: Bozalım ve yani o ekonomik bunalımdan siyasi bir bunalım çıkardılar. Ak Parti iktidarı gerçekten projedir.

Cem Özer: Tam da çözülmüştü ekonomi.

Abdurrahim Karslı: Tam da çözülmüştü ekonomi.

Cem Özer: Kemal Derviş geldi, falan filan.

Abdurrahim Karslı: Birde işler tersine döndü. Bunu millet yaşadı. Yani bunu Abdurrahman Bey bunu ısrarla söyledi. “Ya ben bunu kaç defa yazdım. Zaten Türkiye bunu yaşadı.” Beni de göstererek dedi ki “O zaman ben bu arkadaşa gittim geldim bir hafta anlattım böyle böyle çalışalım diye bu kabul etmedi. Reddetti beni.” Doğru. Bana göre öyle bir teklif Türkiye’nin bölünmesi, İslam’ın tahrip edilmesiydi. Sırf Türkiye’nin değil, Büyük Ortadoğu projesi bütün Ortadoğu’daki ülkelerin sınırlarının değiştirilmesi, ekonomik imkanların küresel güçlere bağlanması demektir.

Cem Özer: Peki şöyle bir şey yapmıştır iktidar tamam bunlar bizim oyunumuza gelsin bunlar önümüzü açsınlar sonra biz bunları dediğini yapmayıveririz biter gider.

Abdurrahim Karslı: Belki öyle düşünmüş olabilirler. Ben ne düşündüklerini bilmiyorum ama şunu söyledi Abdurrahman Bey, dedi ki “Bu projeyi diğerleri kabul etmedi, biz ve bu projenin içinde ‘evet’ diyen Abdullah Bey’le Tayyip Bey ‘evet’ dedi. Bu bir projedir. Merkez Partinin başarı şansını şimdilik görmüyorum. Çünkü proje henüz tamamlanmadı” dedi.

Cem Özer: Peki bir şey söyleyeceğim. Ama şimdi İsrail’in güvenliğini önünü açmak diyorsunuz. İsrail’e en çok kafa tutan ekip. Takır takır kafa tutuyor.

Abdurrahim Karslı: Kafa tutuyor dediğiniz zahiren hal böyle. Ama Numan Kurtulmuş’un da anlattığı bir şey var. Bende hukukçuyum sizde hukukçusunuz. Biz İsrail’e kafa tuttuk. Ama bütün uluslararası kurum ve kuruluşlarda engelleri önlerinden kaldırdık. Bugün kaldırdık. Bir sürü kuruluşlarda mesela ortak olamayacağı birçok kuruluşlarda biz veto hakkımızı kullanmadık geldi ortak oldu. İsrail’deki yasak olan silahların üretimi var mıdır yok mudur filan diye biz tekini istemedik Türkiye olarak. Ondan da öte biz fiilen de İsrail önündeki engelleri kaldırdık.

Cem Özer: Nasıl kaldırdık

Abdurrahim Karslı: Hamas en büyük engeldi biz tahrik ettik ettik İsrail Hamas’ı dümdüz etti.

Cem Özer: Yani Hamas şimdi.

Abdurrahim Karslı: Efendim akıllı insan ne düşünür. Şimdi İsrail’e karşı iki tane kuvvet var. 1. Filistin Kurtuluş Örgütü 2. Hamas.

Filistin Kurtuluş Örgütü uluslararası camiada meşru organ kabul ediliyor. Bir de Hamas var. Bütün uluslararası camia da şunu terör olarak kabul ediyor. Biz bunu tahrik etmek yerine madem bizim sözümüzü dinliyor bizde kuvvetliyiz ağabeyiz, ne der insan siyaseten, siz kendinizi fes edin nasıl olsa uluslararası illegal bir örgüt olarak kabul ediyorsunuz, şu Filistin Kurtuluş Örgütünü iştirak edin. Zaten emn sonunda birleştiler. Dolayısıyla buna kuvvet verip bununla iştirak etse biz meşru bir organı müdafaa edecektik. Biz öyle yapmadık. Verdik gazı Hamas’a Gazze’ye gidiyoruz diye, gidebildik mi? 3 kişi öldürdüler diye binlerce kişiyi İsrail’e öldürttük. Bunu beraber yaşadık. Yani ağaç meyvesini verdi diyorum. Biz gidecektik oraya ambargoyu kaldıracaktık, Mavi Marmara Gemisi’ni gönderdik insanlar öldü. Ne oldu? Sonuca bakmamız lazım. One Munite demekle bu işler hallolmuyor. Numan Kurtulmuş’un da ifadesiyle, hukuken önlerini açtık bütün kurum ve kuruluşlarda. Önlerindeki engelleri kaldırdık.

Hamas’ı mahvettik. Mısır’ı darma duman ettik. En çok kafa tutan Suriye’yi yerle yeksan ettik. Bunu dışında da Ürdün Libya hepsi yok şu anda. Yani İsrail artık elini kolunu sallayarak geziyor. Güvenliğini arttırdık. Lütfen Ak Parti’nin getirdiği neticeyi dinleyin. İçerde PKK’yı makbul ve mübarek yaptı. Dışarıda da İsrail’in önünü açtı. İslam adına da bir sürü terör örgütü icat etti.

Büyük Patron

Gazeteci Mustafa Hoş’un BigBoss kitabında Erbakan’ın Erdoğan için söyledikleri yer alıyor. Erbakan’ın en çarpıcı tespiti ise 2007 yılında söylediği “Türk halkını büyük problemlere doğru sürüklüyor. Onda makam, mevki, mansıp, mal ve cumhurbaşkanlığı zaafı var” ifadeleri. Refah Partisi döneminde lakabı Küçük Erbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ı en iyi tanıyan isimlerden biriydi Necmettin Erbakan. AKP ile yollar ayrıldığında Erbakan, Tayyip Erdoğan’ı anlatmıştı. BigBoss kitabında Mustafa Hoş Erbakan’ın Penceresi’nden bu sözlere yer verdi. Erbakan, Erdoğan için “Eylemlerinden ve gittiği doğrultudan rahatsızım. Kendisinden şikâyetçiyiz çünkü Türk halkını büyük problemlere doğru sürüklüyor” ifadelerini kullanıyordu. Erbakan’ın en önemli öngörülerinden biri de Suriye’de olacaklar için söyledikleri. Kitaba göre 2003 yılında Erbakan şunları söylüyordu:

Gerçekten Türkiye bir felakete götürülüyor mu, götürülmüyor mu? Önce dış olaylara bir bakış yapalım. Son aktüel olaylar münasebetiyle dış mihraklar Arz-ı Mev’udu alıp İsrail’e bağlamak için başladıkları planları şimdi Suriye’yi hedef alıp yutmak üzere yeni adımlarla devam ettirme arzusu içindedirler. Biz yıllardan beri tüm bu planların arkasında dış mihrakların Arz-ı Mev’ud’un İsrail’e bağlamak gayelerinin olduğunu her zaman belirtmişizdir. Bu olayların hepsi uydurma bahanedir. Asıl maksat büyük İsrail’in kurulmasıdır. Bütün insanlığın köle yapılmasıdır. Asıl maksat ya öleceksiniz ya teslim olacaksınız kararının uygulanmasından ibarettir. Afganistan ve Irak’tan sonra Suriye ile sınırlı kalmayacak. Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye. Asıl hedef Türkiye’dir.

Bilinen Tek Doğru

Tarih: Ara 12 2014

IŞİD’in, Suriye’de kaçırılan Amerikalı gazeteci James Foley’nin başının kesildiğini gösteren videonun CIA’in stüdyolarında hazırlandığı iddia edildi. IŞİD, ilk duyulmaya başladığı andan itibaren Nereden çıktı bu adamlar? sorusunu akıllara getirdi. İnternette birkaç tıklamayla bu örgütün CIA-Mossad tarafından yaratılmış bir proje olduğuna ilişkin binlerce yazı okuyabilirsiniz. Komploculara göre kafa kesme videoları bile stüdyo işi. 2010 yılında Washington Post gazetesi komplocuları çok mutlu edecek bir haber yayınladı. Haber CIA’nın 2010’da El Kaide lideri Usame Bin Ladin’e benzer bir aktör ile çektiği sahte videoyu konu alıyordu.Videoda görülen sahte Ladin içki içiyor, erkeklerle fuhuş yapıyordu. CIA, bu videoyu Irak’ta dağıtarak El Kaide içinde bir çatlak oluşturma amacındaydı. Ancak son anda videonun yayınlanmasından vazgeçildi. Amerikan istihbaratının ‘amacına ulaşmak için’ sahte video ve fotoğraflar yarattığı hep ileri sürülen bir teoriydi ama bunun gerçek olduğunu ilk kez bu gazete haberi ortaya koydu.

Yalanmı

Şimdi ise benzer teoriler tüm dünyaya korku salan IŞİD için ortaya atılıyor. Bir anda yüzlerce Toyota arabayla ortaya çıkan bu siyah bayraklı adamlar nasıl oldu da kendi devletlerini kuracak kadar güçlü bir hale geldi? Örgüt üyelerine ayda 400 dolar verecek kadar büyük finansal güce nasıl ulaştılar? Tank gibi ağır silahları Esad ordusundan aldılar da bunları kullanmayı nasıl hemen öğrenebildiler? Nasıl dünya medyasıyla yarışır düzeyde ve HD kalitede videolara, dergilere imza atabiliyorlar? İşte bu sorular hep komplo teorisyenlerinin ekmeğine yağ sürdü. IŞİD’in aslında ABD’nin ve İsrail’in Orta Doğu hakimiyetini sağlamak için ortaya çıkarılmış bir yapay örgüt olduğu iddiası dillendirildi. IŞİD’in Musul’da bir cami önündeki meydanda infaz ettiği peşmerge askerinin videosunda da aynı teknolojinin kullanıldığı, görüntünün stüdyoda çekilip cami görüntüsünün önüne montajlandığı belirtiliyor.

ABD’den Avustralya’ya, Japonya’ya kadar birçok ülkede yaşayan komplo teorisyenlerinin bu konu hakkında yazacak bir şeyleri var. Japonlar yazmakla kalmayıp işi IŞİD’in (CIA’nın) Greenbox stüdyosunun illüstrasyonunu yapmaya kadar götürdü. IŞİD’in kafasını keserek geçen Ağustos’ta infaz ettiği ilk batılı rehine olan ABD’li gazeteci James Foley’in cesedini 1 milyon dolara satmak istediği iddia edildi. Militanlar, ailesine cesedin gerçekten Foley’e ait olduğunu kanıtlamak için DNA örneği verebileceklerini, üstelik bunu da Türkiye sınırından teslim edebileceklerini açıkladı.

Terör Komplosumu 3

Terör Komplosumu 4

Terör Komplosumu 24

Terör 1

Terör 2

Terör Komplosumu 29

Terör Komplosumu 19

Terör Komplosumu 23

Terör Komplosumu 31

Terör Komplosumu 1

Terör Komplosumu 10

Terör Komplosumu 5

Terör Komplosumu 22

Terör Komplosumu 11

Terör Komplosumu 28

Terör Komplosumu 12

Terör Komplosumu 17

Terör Komplosumu 15

Terör Komplosumu 26

Terör Komplosumu 27

Terör Komplosumu 25

Terör Komplosumu 14

Terör Komplosumu 8

Terör Komplosumu 9

Terör Komplosumu 30

Terör Komplosumu 7

Terör Komplosumu 16

Terör Komplosumu 20

Terör Komplosumu 21

Terör Komplosumu 13

Terör Komplosumu 2

Terör ve katliamlar gerçek mi sahte mi yoksa karışık mı? Belki de hiçbir zaman doğrusunu öğrenemeyeceğiz ama iyi bilinen bir gerçek var ki birileri müslümanlar üzerinde feci bir şekilde oyunlar oynuyor ve islam alemi körü körüne alet oluyor!

Kobane ve GAP

Tarih: Eki 24 2014

Adı; İsmail Hakkı Olcay Ünver. Tanır mısın? Adını duymuşluğun var mı? ODTÜ’den 1979’da inşaat mühendisi olarak mezun oldu. Ankara Belediyesi’nde kanalizasyon inşaatında çalışırken, ODTÜ’de master yaptı. NATO bursuyla ABD’ye gidip Teksas Üniversitesi’nde doktora yaptı. Su uzmanı oldu! Bir devlet kurumu olan Aşağı Colorado Nehri Kurumu’nda çalıştı. ABD’de faaliyet alanı sulama olan IRRISCO şirketine danışmanlık yaptı. Türkiye’ye dönünce Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) başına getirildi. GAP’ın başında 13 yıl kalarak rekor kırdı. Ayrıca: Dünya Su Konseyi’nde (DSK), Başkan Yardımcılığı yaptı. Uluslararası Su Kaynakları Birliği’nde (IWRA), Genel Sekreterlik yaptı. Uluslararası Hidrolik Enerjisi Birliği’nde (IHA), konsey üyeliği yaptı. Uzatmayayım; kimi Washington’da olmak üzere bazı vakıflarda görev yaptı. Ve Time dergisi tarafından 1999’da Avrupa Vizyoneri seçildi. Neden seçilmesin? İsrail ve ABD’lilerin dikkatini GAP’a çekmek için 13 yıl uğraştı; 28 heyet gezdirdi. Niye İsrail ve ABD demeyiniz. AB’nin, Türkiye’yi birliğe alma şartlarından biri neydi: Şayet birliğe katılırsan, Fırat ve Dicle havzasına giren bölgelerdeki suların idaresi yalnız senin elinde olmayacak; içinde AB ülkeleri ve İsrail’in bulunduğu konsorsiyuma verilecek! Hadi AB ülkelerini anladık da, AB üyesi bile olmayan İsrail ne işti? Evet, yavaş yavaş konuya geliyoruz; bu GAP’ta bir sır vardı.

GAP Türkiye’nin hayaliydi. GAP dünyanın ikinci, Türkiye’nin ise en büyük entegre projesiydi. GAP’ın elektrik üretiminden başka bir diğer önemli ayağı sulamaydı; yani tarımdı. Hedef, susuz Güneydoğu topraklarını suyla buluşturarak tarım üretimini geliştirmekti. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Mardin’in yoksulluğunu işsizliğini bitirmekti. Öyle ya, tarım gelirleriyle kişi başına gelir yüzde 209 artacaktı! Böylece proje tamamlandığında bölgedeki feodal yapı kırılacaktı. Evet proje gerçekleştirildiğinde, Türkiye enerji ve tarımda çok önemli sorunlarını çözmüş ve dışa bağımlılıktan kurtulmuş olacaktı. GAP umuttu. Kollar sıvandı. 40 yılda 28 hükümet oluk oluk para akıttı. Örneğin; tarımsal ürünün gelişimini saat saat takip etmek için, 9 şehre 75 uydu izleme istasyonu bile kuruldu. Neler neler yapıldı. Sonra ne oldu? 1.8 milyon hektar sulanacaktı; sadece yüzde 15’i sulanabildi! Ve üstelik anlaşıldı ki, sulama tekniği de yanlıştı; dünyanın bıraktığı ilkel bir metotla, açık tarlada salma sulaması yaparak toprağın tuzlanmasına sebep olunmuştu! Keza. Drenaj kanallarının yapımı ihmal edilmişti! Tarlaların yanından geçen kanallar vardı ama tarlaya su vermiyordu. Toprak çoraklaşmıştı. Maddi zarar, 1 milyar 700 milyon dolar idi! Yanlış sulama kasıtlı mı yapıldı? Sulama projeleri neden ihmal edildi? Kobane diye bağıran kardeşim; Kobanenin iki adım yanındaki Suruç’un en kurak ovasına neden yıllardır su verilmediğini hiç merak ettin mi? Suruç Sulama Projesi neden yıllardır yapılmıyor? Suruç köylüsü kuraklığa, yoksulluğa, tarım işçiliğine neden mahkum ediliyor? Tepe üzerinden Kobaneyi seyreden Suruçlu gençlerin neden işsiz bırakıldığına hiç kafa yordun mu? Birileri zamanında yordu. GAP’tan sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, GAP’ın başındaki Olcay Ünver’i görevden alınca medya yazdı; Takunyalı Bakan, bir laik bürokratı görevden aldı Ünver hemen ABD’nin Ohio Kent State Üniversitesi’nde iş buldu. Oradan BM’ye transfer oldu. Artık, BM’nin Dünya Su Değerlendirme Programı (WWAP) Koordinatörü idi! GAP’ı susuz bırakan, yanlış sulama yaptıran bürokratın yükselişi ilginçti. Bakan Şener’in başına gelenleri biliyorsunuz.

Kobane diyen kardeşim gel sana birini daha tanıtayım. Adı, Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdi. Akademisyendi. Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yaparken MHP’den vekillik teklifi aldı. Milletvekili oldu ve ardından 57’nci koalisyon (DSP-MHP-ANAP) hükümetinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı (28 Mayıs 1999- 18 Kasım 2002) yaptı. Bakan koltuğuna oturunca ilk yaptığı, GAP Yüksek Kurulu’na neden tarım bakanlarının yer almadığını sorgulamak oldu. Türkiye’nin en büyük tarım projesi tarım bakanından habersiz yürütülüyordu! Bakan Gökalp, GAP’ta nelerin döndüğünü merak etti; araştırdı. Sonucu bakanlar kurulunda söyledi: GAP’ta sulama projeleri yıllardır İsrail, ABD ve AB ülkeleri tarafından engelleniyor. Bakan Gökalp bu oyunu bozmak istedi. Turgut Özal tarafından kapatılan; Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Toprak Su Genel Müdürlüğü, Gıda İşleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele ve Karantina Genel Müdürlüğü, Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Kurulu’nun tekrar açılmasını istedi. Su Konseyi Kanunu ve Tarım Kanunu çıkarmak için büyük mücadeleler verdi. Fakat. Bakanlar Kurulu’nu aşamadı. Bakan Gökalp’e tek destek veren sadece Başbakan Bülent Ecevit’ti. Ama onun da sözü koalisyon hükümetinin bakanlar kuruluna geçmiyordu. Ve Prof. Dr. Gökalp, yapmak istediklerim İsrail’in, ABD’nin ve AB’nin işine gelmedi. Yapmak istediğim her şey bakanlar kurulunda engellendi diyerek MHP’den istifa etti. Ey Kobane diye bağıran kardeşim! (Soner Yalçın)

AKP’nin Perinçek Şifresi

Tarih: Eki 18 2014

TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu üyeleri Silivri Cezaevi’nde Doğu Perinçek’i ziyaret etti. Ama bu görüşmeyi basit bir cezaevi ziyaretinden, bir komisyonun çalışmasından farklılaştıran şeyler var. Öncelikle şu bilgiyi verelim, TBMM İnsan Hakları Cezaevi Komisyonu’nun üç AKP’li üyesi var, bu üyelerden biri “Biatsa biat itaatse itaat” diyen Mehmet Metiner. Diğer iki AKP’li üye Ayşe Türmenoğlu ve Mehmet Kerim Yıldız. Yine BDP’li Murat Bozlak da komisyonun içinde. Bir de CHP’yi vekil var, Veli Ağbaba. Aslında bu görüşmenin basit bir ziyaret olmadığının bir diğer göstergesi, Perinçek’in dışındaki İşçi Partisi yöneticilerinin de görüşmeye katılması. İP eski genel sekreteri Mehmet Bedri Gültekin ile Erkan Önsel, Turan Özlü ve Oktay Yıldırım da katılmış. Yani AKP-BDP heyeti ile İP Heyeti arasında bir görüşme adeta. Perinçek’le görüşmeyi CHP’i Ağbaba Aydınlık gazetesine anlatmış. Bu görüşmede Perinçek’in dedikleri şunlar: Bugüne kadar tek kişilik hücrede kalıyordum, şimdi koğuşa alındım. Burada bize yönelik bir hukuksuzluk yok. Ben Gladyo operasyonu sonucu buradayım.

Bu açıklamalardan anladığımız şey şu, Perinçek ile AKP arasındaki ittifak başladığı için artık Perinçek’i daha geniş bir odaya yerleştirmişler. Apo’nun hücresinin genişletilmesi gibi bir süreç burada da işlemiş yani! Üstelik cezaevinde bir hukuksuzluk da yokmuş. Yani AKP cezaevlerine de ileri demokrasi getirmiş anlaşılan! Ve bomba: Perinçek’i içeri atan AKP’li hükümet değil, Gladyoymuş! Bir süredir AKP ve İşçi Partisi’nin ortak söylemi herkesin dikkatini çekmiştir: Ergenekon’u Cemaat yaptı, hükümetin haberi yoktu, oyuna gelmişlerdi. Nitekim Aydınlık gazetesinin son dönemlerde Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri kestiğini ve esas saldırıyı Cemaat’e ve Abdullah Gül’e yönelttiğini de gözlemliyoruz. Buradaki oyun son derece net: Yeniden yargılama denilen süreç, Ergenekon ve diğer davalarda tutuklu bulunan, haksızlığa uğramış tutsakların serbest bırakılması değil, AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın aklanması.

Perinçek bir koalisyon öneriyor; Türkiye Cephesi kuralım diyor.  Türkiye Cephesi’nin bileşenleri ise şunlar: AKP, CHP, MHP ve BDP!  Politik dehayı görüyor musunuz siz, Türkiye’nin bütün partileri Türkiye Cephesi’nde. Yani hepsi vatan, millet için birleşmiş. TC’yi kaldıran AKP de Türkiyeci! Kürdistan’ı kuracağız diyen BDP de Türkiyeci! İyi de kim kaldı Türkiyeci olmayan? Cemaat ve Abdullah Gül! AKP’nin Türkiyeci Cephe’nin içine bizzat Perinçek tarafından yerleştirilmiş olması sürece son derece uyuyor. Artık karşımızda AKP’lilerin ifadesiyle dik duran, Amerika’ya İsrail’e posta koyan, Şangay Beşlisi’ne girmek isteyen antiemperyalist Tayyip Erdoğan var. Eh böylesi bir lideri elbette Perinçek de Türkiyeci görecektir. Sözün kısası: AKP heyetine Perinçek’in mesajı açık: Biz sizinle aynı cephedeyiz!

Bu kadar önemli bir dönemden geçerken iktidar tüm imkanlarını kullanarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışacak ve 2023’e AKP ile girilmesinin yolu açılmış olacak. Buna hem kanunsuz uygulamaları dahil hem de siyasi kumpasları. Siyasi kumpaslar kısmında ise, Apo ile Tayyip Erdoğan arasında geçtiğimiz yıl başlayan görüşmelere yeni bir ittifak kuvvetinin daha katıldığını görüyoruz: Doğu Perinçek.  Kimileri bunu biraz şaşırtıcı bulabilir ama şaşıracak bir şey yok, Aydınlık gazetesini açın, künyesine bakın, bu gazetenin dağıtımını zaten Sabah Grubu’nun yaptığını göreceksiniz! AKP’nin Kürt Açılımı ve PKK ile görüşmesi AKP tabanından MHP’ye bir geri dönüşü başlatmıştır. Şu anda ilk defa hem CHP hem de MHP birbirlerinden değil AKP’den oy alacak noktada bulunmaktadır. İşte AKP’nin buna tahammülü yoktur. Bunu engellemek için hem CHP’yi hem de MHP’yi bölecek bir formülünün olması gerekmektedir. Bulunan o formül ise Doğu Perinçek’tir. (Gökçe Fırat)

Erdoğan ve Perinçek

Her dalda ajanlık yapan Doğu Perinçek ve AKP’nin

islamcı yazarı Abdurrahman Dilipak bir zamanlar sohbet ederken.

Eski Görüşme

Kazançlı Mikrop

Tarih: Eki 11 2014

Sağlık Mafyalığı

Ebola Çatışması 4

Ebola virüsü ilk kez 1976 yılında teşhis edildi. Eş zamanlı olarak Sudan ve Kongo’da gerçekleşen vakalar, sırayla 280 ve 156 kişinin ölümü ile sonuçlandı. Salgının bu birinci dalgasında Kongo’da ölüm oranı %88 iken, Sudan’da %53 olduğu belirtiliyor. Ebolaya sebep olan virüsün; virüs taşıyan hayvanlara temas yolu ile bulaştığı düşünülüyor. Virüsün ekolojisi ve bulaşma yolları kesin olarak bilinmemekle birlikte, yapılan çalışmalar sonucunda maymunlar ve yarasalar tarafından taşındığı biliniyor. Virüs kan yolu ile taşınıyor ve bir çok organa yerleşebiliyor. Ebola virüsünün kuluçka döneminin 2 ile 21 gün arasında olduğu belirtiliyor. Ateş, soğuk algınlığı, başağrısı, iştahsızlık ve kas ağrısı gibi semptomları ise aniden ortaya çıkıyor. Bir çok vakada, beş ve yedinci günler arasında iç kanama meydana geliyor ve 7 ile 16 gün arasında ölümle sonuçlanıyor. İnsanlar virüsün taşıyıcı olmamakla birlikte, hasta olan kişinin vücut sıvısı ile diğer kişilere bulaştığı biliniyor.

Ebola Çatışması 5

Ebola Çatışması 8

Ebola Çatışması 3

Ebola Çatışması 6 Ebola Çatışması 7  Ebola Çatışması 9

Ebola Çatışması 11

Sokak Ortasında Ebola Dramı ve Ölümleri

Ebola Çatışması 15

Evlerde Karantina Hapsi

Ebola Çatışması 12

Karantinadan Kaçış

Ebola Çatışması 10

Ebola Çatışmasında 1

Karantina uygulaması yapan güvenlik güçleri ve göstericiler arasında çıkan çatışmada yaralanan bir çocuğa, virüslü olma ihtimali nedeniyle zamanında müdahale edilmedi. Liberya’lı çocuk bir gün sonra hayatını kaybetti.

Ebola Çatışmasında 2

 Ebola Çatışması 13

Ülkenin Eboladan Kurtulması İçin Dua Eden Rahipler

Ebola Çatışması 14


   İstiğfarla büyük günah, ısrarla da küçük günah kalmaz.

Site Hakkında