Tarih: Şub 24 2015

Toprak Kaybetmenin Gururu

Tarih: Şub 23 2015

IŞİD’in kontrolü altındaki bölgede çatışmalar nedeniyle bir süreden bu yana askerlerin nöbet değişimi yapmadığı iddia edilen Türkiye’nin yurt dışındaki Uluslararası Antlaşmalar ile Türk toprağı olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’ndaki Süleyman Şah Türbesi’ndeki sanduklar ve buradaki Saygı Karakolu’nda görevli askerler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonu ile gece yarısı Türkiye’ye getirildi. Operasyon sonrası Taraf Gazetesi’nin haberi ve Twitter fenomeni Fuat Avni’nin Süleyman Şah Saygı Karakolu’yla ilgili paylaştıkları akıllara geldi. Sosyal medyada da bir çok kişi tarafından paylaşılan haber ve tweetlerde, o dönemde Süleyman Şah Türbesi’nden vazgeçildiği iddia ediliyordu.

Birçok operasyonu önceden duyurmasıyla Twitter’da fenomen olan Twitter kullanıcısı Fuat Avni, Süleyman Şah Türbesi’ne ilişkin 21 Ağustos tarihinde atılan tweetlerde, IŞİD’e Süleyman Şah Türbesi’nin verileceğinin gün yüzüne çıktığı iddia edilmişti. Pazarlığın deşifre edilmesiyle durumun ertelendiğini belirten Fuat Avni, makul zamanda IŞİD’le kordineli olarak türbenin yıktırılacağını yazmıştı. Taraf gazetesi Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD), Musul Konsolosluğu’nda rehin aldığı 49 Türk personeli serbest bırakma karşılığında, Türkiye’nin yurtdışındaki tek toprağı olan 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ni istediğini öne sürmüştü. Hatta o dönemde Taraf Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Oğuz Karamuk, canlı yayında yaptığı açıklamada Süleyman Şah Türbesi haberinin belgelerinin ellerinde olduğunu söylemişti. Yasadan dolayı belgeyi basamadıklarını belirten Karamuk, “Dava açılırsa söz konusu belgeler mahkemeye sunulacaktır.” ifadelerini kullanmıştı. Taraf Ankara Temsilcisi Hüseyin Özay’ın imzasıyla yayınlanan haberde şu ifadelere yer verildi:

Kuzey Irak ve Suriye’de gerçekleştirdiği kanlı eylemlerle tüm dünyanın tepkisini çeken Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Ankara’yı köşeye sıkıştırdı. Yaklaşık iki buçuk ay önce Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD, bunların serbest bırakılması karşılığında 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istedi. IŞİD militanları ile çatışmak istemeyen Ankara ise çekilme teklifini değerlendirmeye aldı. Ancak çekilme konusunun kamuoyuna nasıl açıklanacağı konusunda formül aranıyor. Başbakan Erdoğan, Mart ayında yaptığı açıklamada, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne saldırması hâlinde ‘gereğinin yapılacağını’ ifade etmişti.

ABD, yaklaşık 11 aydır IŞİD’in kontrolü altında bulunan türbe için çözüm bulunmasını istiyordu. Türkiye, tahliyeyi önerdi. Bunun üzerine, ABD ile YPG ortamı hazırladı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a da, operasyon konusunda bilgi verildi. TSK mensupları, açılan koridordan geçerek, türbede bulunan 38 personeli alarak yurda döndü. Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik operasyonu perde arkası ve ayrıntıları şöyle:

Süleyman Şah Türbesi, ilk kez Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personelin IŞİD tarafından kaçırılması ile birlikte gündeme geldi. Türbe, IŞİD ile rehineleri kurtarmak için yapılan pazarlıklarda masadaydı. Bölgedeki birçok cami ve türbeyi havaya uçuran IŞİD, yaz aylarında Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun çevresini de kuşattı. Ancak Türkiye ile yakın ilişkileri nedeniyle IŞİD, türbeye saldırı düzenlemedi. Bunun yerine Süleyman Şah Türbesi’ni sürekli koz olarak kullanmaya başladı. Musul Konsolosluğu’ndaki personelin serbest bırakılmasına yönelik pazarlıklarda türbe gündeme geldi ve AKP hükümeti türbenin boşaltılmasını da bu esnada önerdi. TSK’ya da bu konuda bir ön hazırlık yapılması talimatı verildi. Ancak IŞİD daha sonra bu pazarlıktan vazgeçti. 11 aydır türbeyi adeta kuşatma altında tutan IŞİD, türbedeki askerî personelin değiştirilmesine de izin vermedi. Gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin karşılanması ise IŞİD ve ÖSO üyelerine rüşvet verilerek gerçekleştirildi.

Öte yandan ABD, Irak ve Suriye’deki enerji kaynaklarını taşımak için bir süredir güvenli koridor oluşturmaya çalışıyor. Bu çalışma kapsamında koridorun, Kürtlerin yoğun olarak bulunduğu bölgeden geçmesi öngörülüyor. Süleyman Şah Türbesi de bu bölgede bulunuyor. ABD, koridorun güvenliği için, Süleyman Şah Türbesi ile ilgili sıkıntının giderilmesini istedi. Bu görüşünü de Türk hükümetine iletti. AKP de, ABD’ye türbeyi tahliye etmeyi önerdi. Bu plan da ABD tarafından kabul edildi. Tahliye operasyonu kapsamındaki askerî çalışmaları ise ABD, YPG ve TSK gerçekleştirdi. ABD, operasyondan önce türbenin çevresindeki IŞİD mevzilerini bombaladı. YGP de, güvenlik koridorunun açılmasında ABD ile birlikte hareket etti. Yani, ortam bir anlamda ABD ve YPG tarafından hazırlandı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a ise, operasyonla ilgili olarak bilgi verildi. Bilgi hem Ankara tarafından hem de ABD tarafından verildi.

Operasyon aslında daha önceden planlanmıştı. Ancak AKP Hükümeti, tahliye için zaman istedi. Bu süreçte, operasyonun algı ayağına yönelik çalışma yapıldı. Olayın nasıl anlatılacağı ve bu yapılırken ne tür donelerin kullanılacağı konusunda çalışma yapıldı. Basına servis edilecek fotoğraflar için bile özel çalışma yapıldı. Yani bir anlamda, tahliyeden çok olayın kamuoyuna nasıl servis edileceği üzerinde duruldu. Operasyonun ismi konusunda bile özel çalışma yapıldı. Tank sayısının yüksek tutulması da, algı operasyonun bir parçası olarak tasarlandı. Operasyondan önce, IŞİD’in veya Esad’ın, Türk askerlerine saldırı düzenlemesi zaten beklenmiyordu.

Bir gazeteci için, yazdığı haberin gerçekleştiğini görmek mutluluktur. Ancak, doğru olduğunu bildiğinin halde bazı haberlerin gerçekleşmesini istemezsiniz. Süleyman Şah Türbesi’nin tasfiye edileceğine yönelik haber de bunlardan biriydi. 2014’ün Ağustos ayında kaynaklarım, Süleyman Şah Türbesi’nin, IŞİD tarafından rehin alınan 49 konsolosluk personelinin serbest bırakılması için pazarlık konusu yapıldığını söyledi. İddiayı araştırdığımda, bilginin doğru olduğunu hatta, Genelkurmay’dan tahliye konusunda ön çalışma yapmasının istendiğini öğrendim.

Bu bilgileri de, “Süleyman Şah Türbesi, IŞİD’e veriliyor” başlığı ile haberleştirdim. Haber, Taraf Gazetesi’nin 21 Ağustos 2014 tarihli sayısında, manşetten yayınlandı. Hatta haberin yayınlanmasının ardından Twitter fenomeni Fuat Avni, “IŞİD’e Süleyman Şah Türbesi verileceği gün yüzüne çıkınca, planlar alt üst oldu. Dışişleri’nde koşuşturmalar oluyor” yazdı. Haberin yayınlandığı günün sabahından itibaren, hükümet üyeleri, AKP yöneticileri, hükümete yakın gazeteci ve yazarlar, Taraf’ı ve beni vatan haini ilan etti. Bu süreçte pek çok tehdit aldım. Aktrol olarak nitelendirilen yeminli AKP savunucuları ise, attıkları her mesajda, türbe haberini yapan yalancı muhabir olarak söze başladı. Musul Konsolosluğu’ndaki personelin kurtarılmasının ardından da, bir çok kişi gazetemizi arayarak, hakaretlerini sürdürdüler. Benim haberimden yaklaşık 7 ay sonra yapılan bir operasyon ile Süleyman Şah Türbesi tahliye edildi. Haberin ardından bizleri vatan haini ilan edenlerin de, vatanın yurt dışındaki tek toprağı da gidince “yürekleri sızlar mı” bilmem. Ama biz, bizlere yapılan tüm hakaretlere, tüm tehditlere rağmen, “keşke haklı çıkmasaydık” diyoruz. (Hüseyin Özay)

Türbe Resim 3

Türbe Resim 4

Türbe Resim 2

Türbe Resim 1

Türbe Resim 5

Caber Kalesi, Süleyman Şah Türbesi ve Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun bulunduğu arazi, Türkiye’nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçası. Sözkonusu bölge Halep’te yer alıyor. Türbede, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’nin dedesi ve Ertuğrul Gazi’nin babası olan Süleyman Şah’ın ve iki askerinin mezarları bulunuyor. 20. Zırhlı Tugayı 3. Hudut Alay Komutanlığı Hudut Taburu’na bağlı askerler tarafından korunan türbe, Ankara Antlaşması ve Lozan Antlaşması gereğince Caber Kalesi ve türbe müştemilâtı ile berâber Türkiye toprağı olarak kabul edildi. Türkiye bugüne kadar toprağını bayrağını çekerek ve muhafız bulundurarak korudu. 13 Mart 2014’te türbenin bulunduğu bölge IŞİD’in kontrolüne geçti. 20 Mart 2014’te IŞİD, YouTube üzerinden yayımladığı bildiride üç gün içinde boşaltılmadığı taktirde türbeyi yerlebir edecekleri tehdidinde bulundu. TSK bölgeye araç ve bordo bereli asker gönderdi.

Erdoğan, 25 Mart 2014’te Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdit ile ilgili soruya şöyle cevap vermişti: ‘Böyle bir yanlışlık olacak olursa gereği neyse yapılacaktır. Bu topraklar bizim toprağımızdır. Bu topraklarda yapılacak bir saldırı aynen Türkiye’ye yapılmış bir saldırıdır.’ Erdoğan’ın halefi olarak gösterilen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise konu hakkında şunları söylemişti: ‘Herkes bilir. Suriye rejimi de, alandaki bütün gruplar da bilmelidirler ki; Türkiye topraklarına herhangi bir şekilde söz konusu olabilecek bir yanlış yaklaşım veya müdahale, cevabını, mukabelesini görür ve oradaki Mehmetçiklerimizin güvenliği, bizim için 75 milyon vatandaşımızın güvenliğidir. O bakımdan her türlü tedbir alınmıştır. Şu anda durum orada stabildir, yani bir hareketlilik görülmüyor.’ ”

Kahinlikmi

Taraf Gazetesi 21 Ağustos 2014

Büyük Kahramanlık

Verin Gazı

Süper Geriçekilme

Nefes Kesen Geri Çekilme

 Seyyar Türbe

Kahramanlık Türküleri

Millet olarak saf açlarız ya? Verin gazı yiyelim! Neymiş: Önümüze kim çıksa vururmuşuz! Bölgede Oyunu biz kurarmışız! Seni kim galeye alır ki; Ortadoğu’nun bekçisi Amerika’dan habersiz ve yardımsız oralara gideceksin? IŞID, PKK ve diğer terörist grupları sindireceksin? Toprak kaybetmek de kahramanlıkmış meğer!

Ve Mat

Teröristlere Teslim

PKK Yanıbaşına

İnşallah olmaz ama Allahın verdiği akıl diyor ki: Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkan Erdoğan sayesinde tıkır tıkır işliyor. Bu ara batmak üzere olan Amerika; Yeniden Osmanlıyı Kuracaksınız hayalleriyle bizi avutuyor. Ecdadın türbesini PKK’nın yanıbaşına kadar getirmişiz. Bakalım PKK yeni türbeyi bizden ne zaman alacak? Bakalım siyonist İsrail kukla PKK’nın elinden topraklarını ne zaman alacak, Büyük İsrail’i kuracak, kıyameti koparacak ve Tanrıyı yenecek!

Yahudilik ve Tanrı

Örtülü Ödeneğe Örtülü Başkan

Tarih: Şub 23 2015

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Örtülü Ödenekten En Fazla Harcama Yapan Başbakan unvanını elinde bulunduruyordu.  Her ne kadar gizli olsa da 2005 yılından bu yana toplamda 6,5 milyar TL’yi bulan Örtülü Ödenek harcamalarından bir bölümünün bazı derneklere, vakıflara, kuruluşlara ve hatta hatta cemaatlere aktarıldığı biliniyordu. Erdoğan’ın Örtülü Ödenekten yapılan harcamalar nedeniyle,  kimseye hesap verme mecburiyeti yok. Yani, ülke yararı için yapıldığı gerekçesiyle, örneğin 100 milyon liralık bir ödeme, nereye ödendiği dahi bir yerlere kaydedilmeden, ileride belge ibrazı da gerekmeden yapılabiliyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Örtülü Ödeneğin başına getirilen ve 12 yıldır aralıksız olarak görev yapan Maksut Serim, Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde de koltuğunu koruyor. AKP Hükümeti’nin kritik bir görevde yıllardır tuttuğu bu ismin hikayesi ise Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir belediyesi Başkanlığı dönemine dayanıyor. Erdoğan döneminde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı 30 küsur şirketin parası Vakıfbank Valide Sultan Şubesi’nde tutuluyordu. İSKİ, Kiptaş, İETT, Hamidiye Kaynak Suları, BİMTAŞ, Hazır Beton, Bimtaş başta olmak üzere şirketlerin mevduatı ve kredi hareketleri bu şubede gerçekleştirilmişti. Bu şubede ise Erdoğan’ın Örtülü Ödeneğin başına getirdiği Maksut Serim vardı. Serim, Valide Sultan şubesinden Banka Genel Müdür Yardımcılığı’na kadar yükseldi. Maksut Serim’in başında olduğu Örtülü Ödenek parası da Vakıfbank’ta tutuluyor.

Maksut Serim, resmi evrakta sahtecilikten dolayı ağır cezalık oldu ve 2 yıl hüküm giydi. Çünkü diplomasının sahte olduğu, daha doğrusu Serim’in sahte diploma düzenlediği belirlendi. Vakıfbank İdare Meclisi de (11. 11. 1996 ve 29. 9. 1997 tarihlerinde aldığı iki kararla) Maksut Serim’in diplomasının geçersizliğini kabul ederek onu banka şube müdürlüğü görevinden aldı. Bu aşamadan sonra birileri Maksut Serim’e yürü dedi. Serim Başbakan’ın en güvendiği adam olarak örtülü ödeneğin yönetimine getirildi.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Maksut Serim’in 12 yıldır Örtülü Ödeneğin başında tutulmasına dikkat çekerek soru önergesi verdi. Daha önce verdiği soru önergesine yanıt alamadığını ifade eden CHP’li Kart, “Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Örtülü Ödeneğin başına getirilen ve aralıksız olarak görev yapan Maksut Serim ile ilgili iddialar, suç ilişkileri, mahkumiyetler ve harcamalardaki anormal artışlar dile getirilerek; ayrıntılı olarak sorulmuş ise de; önerge , süresi içinde cevaplandırılmadığından, 2 Şubat 2015 tarihli Gelen Kağıtlarda yayımlanmıştır” dedi.

Maksut Serim

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Haliç Kongre Merkezi’nde TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürünün kızı ve TC Başbakanlık Müşavirlerinden Maksut Serim’in oğlu Yasin Ekrem Serim’in düğününe katıldı. Medyadan kaçan Maksut Serim‘in (en sağda) başka bir fotoğrafı yok! Siyasiler bir vitrin gibidir. Asıllar ise vitrinin arkasındadır!

Suçlu İnsal Değil Alkol!

Tarih: Şub 23 2015

Artık Akıl Alıyor

Afyonkarahisar’da sarhoş sürücü otomobil ile çarptığı 17 yaşındaki bir genci hastaneye götürmek yerine ıssız bir köy yoluna bırakarak kaçınca, genç beyin kanaması ve soğuktan donarak hayatını kaybetti.

Tarihe Gömülen 28 Şubat

Tarih: Şub 23 2015

Bu hafta içinde Ankara’da 28 Şubat davası vardı. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Adalet Bakanı Şevket Kazan, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan ile Hasan Celal Güzel dinlendi. Yargılanan askerlerin kendilerine baskı yapıp yapmadığı, MGK kararını zorla imzalayıp imzalamadıkları ve şikâyetçi olup, olmadıkları soruldu. Meral Akşener, “Türk Milleti mağdur oldu. Kendimi mağdur saymaktan hicap duyarım. Bir rövanş isteğim asla sözkonusu değil. Herkesin bu süreçten ders çıkarmasında fayda var. Şikâyetçi değilim” dedi. Turhan Tayan şikâyetçi olmadı. Hasan Celal Güzel, “28 Şubat’ın bal gibi darbe olduğunu, yıllardır bugünü beklediğini” belirterek, şikâyetçi olduğunu söyledi. Asıl Şevket Kazan’ı anlatmak istiyorum. 28 Şubat soruşturması başladığında dilekçe verip, şikâyetçi olmuştu. Dönemin Başbakanı merhum Erbakan’ın en yakınındaki isimdi, anlatacakları önemliydi. 82 yaşındaki bu ismin heyetin huzuruna çıkışı, duruşu, nezaketi, Mahkeme Başkanının “Oturarak konuşabilirsiniz” ısrarlarına karşın, “Mahkemeye saygım gereği ayakta durmalıyım” deyişi, şeker hastası olduğu için ağzı kuruduğunda su içmek için izin istemesi. Devlet adamı duruşuna ne kadar hasret kalmışız meğer! 40 dakika kadar konuştu, süreci özetledi. Erbakan’ın adını her andığında sesi hasretle titredi, arkası dönük olduğu için göremedik, ama gözlerinin de dolduğu anlaşılıyordu. Böyle bir ortamda bulunmaktan duyduğu rahatsızlık ve mahcubiyeti, “üzüntü duyuyorum” sözleriyle ifade etti. Sürecin sorumlusu olarak askerlerden ziyade rantiyeci medya ve sermayeyi gösterdi.

Mağdur Kazan

Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar sordu; “O dönemde size doğrudan bir tehdit var mıydı, şikâyetçi misiniz” diye. Kazan, “Hayır, doğrudan bir tehdit gelmedi. Hayatımın en zor kararı bu dosyada şikâyetçi olmak. Adalet Bakanlığı’nda adaleti gerçekleştirdim. Hiçbir zaman varlık peşinde koşmadım. Nasıl İstanbul’dan gelip burada karımın evinde oturuyorsam, şu anda yine onun evinde oturuyorum. Para pul derdim olmadı. Benim tek iftiharım şudur; Evimden çıkar camiye giderim. Camiye giderken arkamdan konuşurlar, ‘bu adam doğru adam’ derler. Bu bana yeter. Ben şikâyetçi değilim” karşılığını verdi. Bu cevap, başta kendi avukatı olmak üzere diğer mağdur/müşteki avukatlarını da en az sanıklar kadar şaşırttı. Avukatı İsmail Aydos, Kazan’ın mahkemeye sunduğu dilekçede şikâyetçi olduğunu vurgulayarak, “Duygusal bir ortam var. Biraz da yoruldu. Bu nedenle bu hususun tekrar sorulmasını talep ediyorum” dedi. Başkan Şıngar yapılan beyandan rücu edilemeyeceğini anlatmaya çalışırken araya giren Kazan, avukatına şu karşılığı verdi: “Evet, Savcılıkta şikâyetçi olduğumu ifade etmiştim. Ama gelinen noktada her insanda vicdan var. Bende de var, onun için şikâyetçi değilim. Keşke olmasaydı, buradaki arkadaşlar içinde değerli arkadaşlarım var.

Ben de şaşkındım. Duruşma bitiminde gittiğim Meclis’te eski RP’li, şimdinin AKP’li bazı isimlerine Kazan’ın duruşunu ve kararını anlattım. “O böyle bir devlet adamıdır” cevabını beklerken öfkelerine, sadece Kazan’ı değil, merhum Erbakan’ı da korkaklıkla suçlamalarına tanık oldum. Daha da şaşırdım. Şevket Kazan’ın aynı günün akşamı, kararından vazgeçip, mahkemeye gönderdiği bir dilekçeyle, “sanıklardan şikâyetçiyim” dediği haberi geldi. Avukatı İsmail Aydos da şu açıklamayı yaptı: “Eve gidip, biraz düşündükten sonra şikâyetçi olmaya karar verdi. Şevket Bey 82 yaşında ve hafızasında sıkıntı oluşuyor bazen. Buna bağlamak lâzım.”

Mahallede kıyamet koptuğu belliydi. Bu gel-gitlerden sonra Mahkeme, Kazan’ın davaya katılma talebini reddetti haliyle. Ama yazık ettiler Şevket Kazan’a. Yazık ettiler hür fikre ve vicdana. Ömrünün son demlerindeki Kazan’ı vicdanıyla, mahallesi arasına sıkıştırdılar. Sadece Şevket Kazan değil, Meral Akşener de mahallenin gazabına uğradı. Sosyal medyada yoğun tepki gördü. Merve Kavakçı o tepkileri ete-kemiğe büründürüp, “28 Şubat cuntasından şikâyetçi olmayan Akşener, vatandaşlık görevini yapmadı” dedi.

Kazan’ın mahkemedeki tavrı, yıllardır merak edilen bir sorunun cevabı gibiydi aslında. Herkes 28 Şubat soruşturmasının neden Erbakan’ın vefatından sonra başlatıldığını merak ediyordu. Anlaşıldı ki, yaşasa ve bu davada tanıklık yapsa Erbakan da şikâyetçi olmayacakmış. Dönemin Başbakanı şikâyetçi olmadıktan sonra da yıllarca kimler, nasıl, “28 Şubat’ta bize darbe yaptılar” diye bağırabilecekti ki? Çıkardığım bu sonucu Erbakan’ı yakından tanıyanlara sordum; “Evet. İntikâm alma gibi bir geleneği yoktu. Haksızlık ve yanlışlığın kabul edilmesini ister, helalleşmeyi tercih ederdi” dediler. Dindarlık, kindarlık bir yana, mahalle baskısına küçük bir örnek işte! (Müyesser Yıldız)

İntegrasyon Yöntemleri

Tarih: Şub 23 2015

Integrasyon Yöntemleri

Haydi Uçaklar Tarlaya

Tarih: Şub 22 2015

Açık ve net konuşuyorum TBMM toprak Koruma Kanunu yapmamıza rağmen, AKP iktidarında ne mera, ne otlak, ne yayla nede tarım arazisi korunmadı, adeta talan edildi. Uzağa gitmeye gerek yok Ankara’dan çıkın Polatlı’ya doğru yol alın, birinci sınıf tarım arazilerinin nasıl yok olduğunu görürsünüz. Yine Ankara’dan çıkın Bolu’ya-Samsun’a-Konya’ya yürüyün, sağlı sollu meraların, otlakların, yaylaların, tarım arazilerinin yok oluşunu içiniz sızlayarak izlersiniz. Geçtiğimiz yıllarda Türk köylüsü limizun, Şerole, Hereford, Anğus, Simental ithal etti. Bunlar kamyon markası değil inek ırkı. Bu inek ırklarıyla Türkiye tanıştı. Kendi gen kaynaklarımızı koruyamadık. İlk defa Cumhuriyet tarihinde ülkemiz saman ve kurbanlık hayvan ithal eden ülke konumuna geldi.

Fransız Irkı İnek

Silifke, Anamur, Bodrum, Alanya, Fethiye, Kumluca, Bolu, Yalova, Foça, Burhaniye, Marmara, Edremit, Bandırma, Kuşadası kısaca sahillerimizin hepsi aynı. Çevre duyarlılığı yok. I. Sınıf tarım arazilerinin yerini 5 yıldızlı oteller ve konut kooperatifleri doldurdu. Çok yazık. Yetmiyormuş gibi yabancılara toprak satışı serbest hale geldi. Şehit kanıyla alınan topraklar parayla satılıyor. Vahşi sulamanın önüne geçilmediği ve su kullanma yöntemi sağlıklı uygulanmadığı  için her yer delik deşik. Yandaşlık ve kayırmacılık hat safhada. Gemiciklerini yürüten kaptan. Birde ustalarla yandaşsan istediğin yere sondaj, istediğin yere trafoyu, istediğin yere baz istasyonunu yapar geçersin.

Rakamların, bakanların ve bankaların Türkiye’si toz pembe, güllük gülistanlık. Ama gerçek öyle değil.Rakamlarla oynanıyor. 10 milyar destek verdik diyorlar. Çiftçiden aldıkları mazottan KDV ve ÖTV tutarı 8.5milyar, elektrikten alınan % 18 KDV’leri, yemden alınan % 8 KDV’leri, tarım alet ve makinalarını sulama paralarını, gübre, ilaç paralarını saymıyorum. 200 den fazla destek var saymakla bitmez. Ama bu desteklerden yararlanan, icmallerini yapıp destek alma konumuna gelen kaç çiftçi var? Bankalar milyar dolarla kar etmiş. Kimden? Köylüden, çiftçiden.Tarım krediler kar etmiş. Kimden? Çiftçiden, köylüden. Çiftçi ne olmuş? Çiftçi “Eli hamur, karnı aç”. Adeta bu iktidar döneminde kelimler ad değiştirdi.Bakın, Faizin adı= Komisyon oldu. İstikrarın adı= Sürdürülebilirlik. Yalancı Şahidin adı = Gizli tanıklık. Hırsızın adı= Aşırmacılık. Krizin adı=Teğet. Hukuksuzluğun adı=Paralel yapı oldu. Kulağa hoş gelen sözcükler kullanılıyor. Bakanların durumuna gelince, keyiflerine diyecek yok son yaşananları anlatmıyorum. para onlarda, devlet gücü onlarda. Dedikleri dedik, kestikleri kestik. Bir elleri yağda bir elleri balda. Kadroymuş, fakir fukaraymış, işsizmiş, garip gurabaymış, umurlarında değil. Yat ve uçak sahiplerine ucuz mazot var, çiftçiye ne yazık ki yok. (CHP Burdur Milletvekili Kerim Özkan)

İrtidat Eden Belam

Tarih: Şub 22 2015

Belam-ı Baura, Musa aleyhisselam zamanında yaşamıştı. İsm-i a’zamı biliyor, her duası kabul oluyordu. Bulunduğu Belka şehrinin valisi Belak, Hazret-i Musa’nın askerlerinin şehre girmemesi için, dua etmesini istedi. Ölüm ile tehdit etti. Can korkusu ile ve halkın verdiği rüşvete aldanarak, Musa aleyhisselama beddua etti. Akabinde dili göğsüne kadar sarkıp yapıştı. Musa aleyhisselamın askerleri tarafından öldürüldü. Kur’an-ı kerimde, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetildi.

Habibim! Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. (A’raf, 7/175-176)

Soma Maçında Şike!

Tarih: Şub 22 2015

13 Mayıs 2014’teki Soma maden faciasının ardından çok sayıda kişi ve kuruluş, kazada yaşamını yitiren 301 maden işçisinin ailesine maddi yardımlarda bulundu. Galatasaray Kulübü de 6 Ağustos’ta İzmir Atatürk Stadı’nda Arda Turan’ın takımı Atletico Madrid ile yardım maçı organize etti. Karşılaşmada tam 1.4 milyon TL hasılat toplandı. Paranın hemen Soma’ya gönderilmesi planlanıyordu, ancak aradan 7 ay geçmesine rağmen yerine ulaşmadı. İlk olarak MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın açıkladığı bu olayın sebebini Galatasaray Kulübü yetkilileri görüştük. O paranın neden gitmediğini sorduk. İşte cevabı:

Öncelikle bu konuda alınmış bir yönetim kurulu kararı yoktu. Atletico Madrid maçından elde edilecek hasılatın Soma’ya gönderilmesi fikri, o dönemin başkanı Ünal Aysal’dan çıktı.  Atletico Madrid ile, bütün masraflarını karşılama karşılığında anlaşmaya varmıştık. Maçtan 1 milyon 400 bin lira hasılat elde edildi. Ancak Atletico Madrid yönetimi ile masraf rakamı konusunda anlaşamadık. Onlar bizim teklif ettiğimiz rakamın 30 bin Euro fazlasını istiyor. 7 aydır görüşmelerimiz sürüyor. En kısa sürede anlaşmaya varıp, parayı göndermeyi planlıyoruz. Atletico Madrid’e verilecek rakamın yanına diğer masrafları da ekleyince, geriye yaklaşık 300 bin lira kalıyor. Bir aksilik çıkmazsa bu parayı önümüzdeki hafta Soma’da yaşamını yitiren madencilerin aileleri için açılan banka hesabına yatıracağız.

Soma Parası Ne Oldu

Fuat Avni Bilmecesi

Tarih: Şub 22 2015

Fuat Avni Bilmecesi


   Kötü bir cemiyetin bozamadığı insanı, Kötü bir arkadaş bozar.

Site Hakkında